Yaratıp yaratıp hayran oluyor,
Kendimiz düşünce de gerçeğe korun karasını çalıyoruz!
Yaman çelişki..
Akmak için suyu sevmeye ihtiyacımız olduğunu kim söyledi?
23 Ekim 2017 Pazartesi
16 Ekim 2017 Pazartesi
Remembrance
Ömrün nihayetini beklerken sıkılmamak için;
Korunaklı barınaklar yaptık,
Sevdik ve haliyle çoğaldık renk renk.
Acıya ev sahibi olurken yol aldık sevinçlere günü birlik.
Bulur gibi olmaktan ziyade arar gibi olduk,
Ve unutmamak için;
Fısıldadık geceye lal doğmuş günleri...
İnsan boşluk kaldırmaz diyerek başladığımız zaman
Atomun ve evrenin göz göz boşluklarında yitirirken bizi yani kendimizi;
Olimposun zirvesinde doğdu Zeus..
Hakikat yağdı Dicle ve Fırat üstüne.
Güneş dönerken tapınan bedenler gördük,
Dünya dönerken giyotinlerde sallananları da.
Değişmeyen kainat ve yasalarınca ölçülerimiz oldu,
Ve onu takiben tanımlarımız şüphesiz.
Delirmemek için;
Başa çıkamadıklarımızı ektik toprağa.
Topladık mahsullerini İsa'nın çarmıhında
Ve de Nuh'un tufanında.
Kumdan kalelerimiz de oldu.
Tanrının fırtınasına dayanıklı.
Kuatumu, izafiyete,
Momentumu arşimete komşu yaptık.
Başı boşluk korkusuyla,
Apar topar sınıfladık ortak yanlarımızı.
Kimine gen dedik, kimine ırk, kimine tür.
Geçit vermeyen kışlar ile kavurucu iklimlerin bitki örtüsünden geçtik.
Kah uyum sağladık kah uğurlandık.
Göreliliği öğrendik merak çukurunda.
Devindik durduk koca bir kaosun ortasında.
Ve yola ne için çıktığını unutacak kadar yitmelerimiz oldu.
Asla sıfıra dokunmayan parabol eğrileri gibi salınırken;
Acı bir iç sesten koparamadığın aklın ve sen!
Peki ama neden?
Korunaklı barınaklar yaptık,
Sevdik ve haliyle çoğaldık renk renk.
Acıya ev sahibi olurken yol aldık sevinçlere günü birlik.
Bulur gibi olmaktan ziyade arar gibi olduk,
Ve unutmamak için;
Fısıldadık geceye lal doğmuş günleri...
İnsan boşluk kaldırmaz diyerek başladığımız zaman
Atomun ve evrenin göz göz boşluklarında yitirirken bizi yani kendimizi;
Olimposun zirvesinde doğdu Zeus..
Hakikat yağdı Dicle ve Fırat üstüne.
Güneş dönerken tapınan bedenler gördük,
Dünya dönerken giyotinlerde sallananları da.
Değişmeyen kainat ve yasalarınca ölçülerimiz oldu,
Ve onu takiben tanımlarımız şüphesiz.
Delirmemek için;
Başa çıkamadıklarımızı ektik toprağa.
Topladık mahsullerini İsa'nın çarmıhında
Ve de Nuh'un tufanında.
Kumdan kalelerimiz de oldu.
Tanrının fırtınasına dayanıklı.
Kuatumu, izafiyete,
Momentumu arşimete komşu yaptık.
Başı boşluk korkusuyla,
Apar topar sınıfladık ortak yanlarımızı.
Kimine gen dedik, kimine ırk, kimine tür.
Geçit vermeyen kışlar ile kavurucu iklimlerin bitki örtüsünden geçtik.
Kah uyum sağladık kah uğurlandık.
Göreliliği öğrendik merak çukurunda.
Devindik durduk koca bir kaosun ortasında.
Ve yola ne için çıktığını unutacak kadar yitmelerimiz oldu.
Asla sıfıra dokunmayan parabol eğrileri gibi salınırken;
Acı bir iç sesten koparamadığın aklın ve sen!
Peki ama neden?
12 Ekim 2017 Perşembe
Life On A Ship
Ne nerede başladığımı ne nereye yol aldığımı ne de nerede yok olacağımı bilmiyorken; içerden dışarıya herşey gibi gozuken dışarıdan içeriye bakınca evrendeki herhanginin yüz metre yaklaşılmadan görünmeyen oksijen soluyup karbondioksit üreten bir canlısıyken; yıllarca hislerime vucut ekolojimde kan pompalama harici bir lüksü olmayan kalbi yerleşke yapmışken; aksi ispatlanmadıkça varlığına iman ettiklerim ve henüz keşfedilmemiş olanların uzaktan akrabası bile olamıyorken;
Sabah uyanmak, işe gelmek, saatlerce yürüyüp beynimi ergen isyanlarında kısa devre yaptırmak, eve dönmek, karbonhidrat tüketimini azami seviyede tutup yeşillik ağırlıklı beslenmek, hafta sonunu güzel değerlendirmek için çaba sarf edip pazartesiye yaklaşan saatleri sendrom ilan etmek,...
Yoruldum..
Sabah uyanmak, işe gelmek, saatlerce yürüyüp beynimi ergen isyanlarında kısa devre yaptırmak, eve dönmek, karbonhidrat tüketimini azami seviyede tutup yeşillik ağırlıklı beslenmek, hafta sonunu güzel değerlendirmek için çaba sarf edip pazartesiye yaklaşan saatleri sendrom ilan etmek,...
Yoruldum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)