Otuz beş yaşındayım.
Boşa koysan dolmayan, doluya koysan almayan,
Zamandan öte, mekandan muaf hikayemde;
Kaz ayaklarımda biriktirdiğim anılarım,
Göz çukurlarımda sele kapılmış yurtlarım,
Göğsümden beslediğim pürü pak'ım ile
Otuz beş yaşındayım.
Düşünüyorum.
Ödediğim bedellerden çokça öğrendim.
Sevmenin nimet, sevilmenin tutsaklık olduğunu,
Yalınlığın özgürlük, hırsın kölelik olduğunu,
Kabul etmenin arınmak olduğunu öğrendim.
Barışmayı öğrendim kendimle.
Çırpınmadan olduğum yerde, dönüşecek cesareti hak etmeyi öğrendim.
Varlığımın bir dut ağacınınkinden üstün olmadığını,
Her hayretin bir kavrayışa gebe olduğunu öğrendim.
Çilenin kutsal değil doğal olduğunu,
Ahlakın, erdemin ve dahi bilimum kabullerin kollektif yaşamın koruyucu bariyerleri olduğunu öğrendim.
Dışımda maddenin yönünde, içimde tersine gidebilecek izolasyonu sağlamayı öğrendim.
Yanlışsam şayet sakince başa dönebilmeyi
Eli baştan dağıtacak sabrı kazanmayı öğrendim.
Sınırlarımla usulca vedalaşmayı,
Tüm boynuma asılan sıfatlarla medenice yollarımı ayırmayı öğrendim.
Kendi cennetimde olmasa da olduğum yerde benim artık.
Bu ben,
Bu Nida,
Ne bir eksik, ne bir fazla
Otuz beş yaşındayım.