Ve zihnimdeki son görüntün alışamadığım soluk çehren.
Ne çok yaşamıştık sözlü sözsüz..
Vazgeçmiş gözlerini izlerken,
Işık hızını aşn anılarım, anılarımız,
Yüreğin ve yüreğim arası dikenli menzilde şiddetli bir medcezir!
Toplasan konuşamadıklarımızı bir cümle bile edemeyecekken boğazımdaki kuruluğu yenemiyorum bir türlü.
Şu illet bedenine uğrayalı bugün tam iki yüz doksan yedi gün oldu!!!
Ve ben aslında tam iki yüz doksan yedi gündür ölümle kıran kırana kapışan bir şovalye!
Affet beni Dostum!
Sözümde duramadım.
Soluk soluğa ve ter içindeyim.
Lakin sebep olduğum; ayaklarımın altını dekore eden patinaj izleri..
Ve şimdi ellerimle hafif aralı bıraktığım kapıdan silkerken kendimi dışarı,
Hafsalama hucüm edenler ve hayatla bir başımayım.
Sarı,
Ne açık ne koyu olmayan sarı duvarlı bir hastanenin sondan üçüncü katının en köşesindesin Dostum.
Yüzün, ellerin, var ettiğin ve var olduğun ne varsa nasıl ezberimde ise o da öyle.
Ciğerime dolan o son atmosferle sakladım ve sakındım seni bilmelisin.
Bugün tam tamına iki yüz doksan yedinci gün Dostum.
İki yüz doksan yedi günde;
Seni,
Pervazının sağ köşesindeki çatlamış hastane camını,
Bileğinde süzülen narin damarına çöreklenmiş kelebeği,
Uçuk pembe dudaklarını,
Boynunu sola sola yıkışını son görüşüm..
Hoşçakal...