Karanlık
Diplerinde ahşap parmaklıklı cevizden ve oldukça yıpranmış olduğu arada ışığın dokunmasıyla
anlaşılan bir sandalye, yönü sahneye paralel
karşısında ağaç oyma işlemeli çok da parçalanmamış lakin derin yarıkları olan bir boyuna ayna..
Sandalye de bir adam..
Geniş, kemikli, solgun bir yüz.
Açık renkli,hafif dalgalı ve kulakların yardığı özensiz saçlar.
Koyu gri, yakası boynuna ulaşmış, bağsız ve paçaları sandalyeden aşağı dökülen uzunca bir padesu..
Külü dizlerini sıyırmış, pardesüden savrulan, yanmış ama içilmemiş, parmakların arasında hapsolmuş kendi başına bir hikayenin başrolü, yalnız bir Sigara..
Koca karanlığı tek bir huzmeyle yaran,sağ kulağın sağ gözle birleştiği yerden sigaranın yanan dumanından tozan küllerini toplayıp kırık aynadaki silüete varan loş bir ışık..
--
Kırık aynadan zorla seçilen, kıvrımlarında tenler asılı, rutubet kokulu bir gramafon..
Tık tık tık ve yine tık, sessizliği huzursuz edici bir süreklilikle bozan tık tık tık..
--
Aynadaki yüzü aydınlatan ışık ve :
"Ocak!
Neriman, ocak!
Yine açık unutmuşsun..
Hayır bir şey değil evi yakacaksın bir gün desem de yine unutacaksın değil mi?
Neriman.."
Işık gider.
Yine gramafon tık tık tık..
Loş ışık ve aynı serkeş adam yalnız ve tek başına..(ayna var ama aynadaki yok )
Arada sesler, tartışmalar, isyanlar, çekip gitmeler,
kapanan ve mükabilinde açılan kapı sesleri, harmanlanmış homojen olamadan gidip gelior, duyulmak ve anlaşılmamak arası bir ses:
"Yoruldum,
Belki erken ama yoruldum Neriman.."
Kımıldayınca dizi koca bir kül sandalye dibinde kıvrılmış yatan tozlu ve kubarlı bir ayağa saçılıverir...
29 Kasım 2017 Çarşamba
14 Kasım 2017 Salı
Rüzgar küllerinden griye boyarken gökyüzünü, çıkardığı gürültü olağan bir doğa hadisesinden o kadar uzaktayken üstelik;
Kimsesiz kalışlardan en son nasibini almış valizler hacimsel boşluklarına rağmen tercih edilmemiş yalnızlıklarla dolu olmalı.
Bir göz vagona tıkıştırılmış ve dahi ne olacak şimdinin cevabından aynı derecede yoksun birkaç insan.
Yazacakları tarihe öylesine isteksiz.
Ki değse göz bebekleri yüreklerinden gırtlaklarına sızan dioksit yakacak gibi evreni..
13 Kasım 2017 Pazartesi
23 Ekim 2017 Pazartesi
16 Ekim 2017 Pazartesi
Remembrance
Ömrün nihayetini beklerken sıkılmamak için;
Korunaklı barınaklar yaptık,
Sevdik ve haliyle çoğaldık renk renk.
Acıya ev sahibi olurken yol aldık sevinçlere günü birlik.
Bulur gibi olmaktan ziyade arar gibi olduk,
Ve unutmamak için;
Fısıldadık geceye lal doğmuş günleri...
İnsan boşluk kaldırmaz diyerek başladığımız zaman
Atomun ve evrenin göz göz boşluklarında yitirirken bizi yani kendimizi;
Olimposun zirvesinde doğdu Zeus..
Hakikat yağdı Dicle ve Fırat üstüne.
Güneş dönerken tapınan bedenler gördük,
Dünya dönerken giyotinlerde sallananları da.
Değişmeyen kainat ve yasalarınca ölçülerimiz oldu,
Ve onu takiben tanımlarımız şüphesiz.
Delirmemek için;
Başa çıkamadıklarımızı ektik toprağa.
Topladık mahsullerini İsa'nın çarmıhında
Ve de Nuh'un tufanında.
Kumdan kalelerimiz de oldu.
Tanrının fırtınasına dayanıklı.
Kuatumu, izafiyete,
Momentumu arşimete komşu yaptık.
Başı boşluk korkusuyla,
Apar topar sınıfladık ortak yanlarımızı.
Kimine gen dedik, kimine ırk, kimine tür.
Geçit vermeyen kışlar ile kavurucu iklimlerin bitki örtüsünden geçtik.
Kah uyum sağladık kah uğurlandık.
Göreliliği öğrendik merak çukurunda.
Devindik durduk koca bir kaosun ortasında.
Ve yola ne için çıktığını unutacak kadar yitmelerimiz oldu.
Asla sıfıra dokunmayan parabol eğrileri gibi salınırken;
Acı bir iç sesten koparamadığın aklın ve sen!
Peki ama neden?
Korunaklı barınaklar yaptık,
Sevdik ve haliyle çoğaldık renk renk.
Acıya ev sahibi olurken yol aldık sevinçlere günü birlik.
Bulur gibi olmaktan ziyade arar gibi olduk,
Ve unutmamak için;
Fısıldadık geceye lal doğmuş günleri...
İnsan boşluk kaldırmaz diyerek başladığımız zaman
Atomun ve evrenin göz göz boşluklarında yitirirken bizi yani kendimizi;
Olimposun zirvesinde doğdu Zeus..
Hakikat yağdı Dicle ve Fırat üstüne.
Güneş dönerken tapınan bedenler gördük,
Dünya dönerken giyotinlerde sallananları da.
Değişmeyen kainat ve yasalarınca ölçülerimiz oldu,
Ve onu takiben tanımlarımız şüphesiz.
Delirmemek için;
Başa çıkamadıklarımızı ektik toprağa.
Topladık mahsullerini İsa'nın çarmıhında
Ve de Nuh'un tufanında.
Kumdan kalelerimiz de oldu.
Tanrının fırtınasına dayanıklı.
Kuatumu, izafiyete,
Momentumu arşimete komşu yaptık.
Başı boşluk korkusuyla,
Apar topar sınıfladık ortak yanlarımızı.
Kimine gen dedik, kimine ırk, kimine tür.
Geçit vermeyen kışlar ile kavurucu iklimlerin bitki örtüsünden geçtik.
Kah uyum sağladık kah uğurlandık.
Göreliliği öğrendik merak çukurunda.
Devindik durduk koca bir kaosun ortasında.
Ve yola ne için çıktığını unutacak kadar yitmelerimiz oldu.
Asla sıfıra dokunmayan parabol eğrileri gibi salınırken;
Acı bir iç sesten koparamadığın aklın ve sen!
Peki ama neden?
12 Ekim 2017 Perşembe
Life On A Ship
Ne nerede başladığımı ne nereye yol aldığımı ne de nerede yok olacağımı bilmiyorken; içerden dışarıya herşey gibi gozuken dışarıdan içeriye bakınca evrendeki herhanginin yüz metre yaklaşılmadan görünmeyen oksijen soluyup karbondioksit üreten bir canlısıyken; yıllarca hislerime vucut ekolojimde kan pompalama harici bir lüksü olmayan kalbi yerleşke yapmışken; aksi ispatlanmadıkça varlığına iman ettiklerim ve henüz keşfedilmemiş olanların uzaktan akrabası bile olamıyorken;
Sabah uyanmak, işe gelmek, saatlerce yürüyüp beynimi ergen isyanlarında kısa devre yaptırmak, eve dönmek, karbonhidrat tüketimini azami seviyede tutup yeşillik ağırlıklı beslenmek, hafta sonunu güzel değerlendirmek için çaba sarf edip pazartesiye yaklaşan saatleri sendrom ilan etmek,...
Yoruldum..
Sabah uyanmak, işe gelmek, saatlerce yürüyüp beynimi ergen isyanlarında kısa devre yaptırmak, eve dönmek, karbonhidrat tüketimini azami seviyede tutup yeşillik ağırlıklı beslenmek, hafta sonunu güzel değerlendirmek için çaba sarf edip pazartesiye yaklaşan saatleri sendrom ilan etmek,...
Yoruldum..
17 Ağustos 2017 Perşembe
OLAĞAN
Ben Nida..
Soluğuma toplanıp duran katrandan katı yaşanmışlığımla;
Kaç kez öldüm, kaç kez yaşadım ve sandım bilmiyorum.
Ki çabalamıyorum artık.
Şaşırmıyorum da.
Hep aynı saatte duran bozuk bir saatten öteye geçemiyor çünkü var oluşum.
Araftayım ve hep ordaydım.
İştahla beslediğim sonuçsuzluğum mütemadiyyen aç artık!
Bir türlü secdeye varamayan kıyamda çakılmış yalnızlığım ise benler kabristanı gibi.
Anidan doğup yetemeden toprağa verdiklerimin ismi cisminde yitiyor ki;
Ben eylemsiz kalıyorum çokça.
Kendi kendini yok etmediki kabiliyetsizliğim dünyayla yasal bağlantılarımı koparmama engel oluyorken;
Ellerin geliyor aklıma apansız..
Karıp katıyorum kendimi.
Başlangıçlarımsa yolun yarısında sonsuz..
Soluğuma toplanıp duran katrandan katı yaşanmışlığımla;
Kaç kez öldüm, kaç kez yaşadım ve sandım bilmiyorum.
Ki çabalamıyorum artık.
Şaşırmıyorum da.
Hep aynı saatte duran bozuk bir saatten öteye geçemiyor çünkü var oluşum.
Araftayım ve hep ordaydım.
İştahla beslediğim sonuçsuzluğum mütemadiyyen aç artık!
Bir türlü secdeye varamayan kıyamda çakılmış yalnızlığım ise benler kabristanı gibi.
Anidan doğup yetemeden toprağa verdiklerimin ismi cisminde yitiyor ki;
Ben eylemsiz kalıyorum çokça.
Kendi kendini yok etmediki kabiliyetsizliğim dünyayla yasal bağlantılarımı koparmama engel oluyorken;
Ellerin geliyor aklıma apansız..
Karıp katıyorum kendimi.
Başlangıçlarımsa yolun yarısında sonsuz..
9 Ağustos 2017 Çarşamba
Son DEĞİL..
Günün aydınlığından ve dahi geceye uzanan ıssız karanlıktan
usanalı çok oldu da.
O kimsesiz ve serin gelen kuşluk vakitlerinin yüzü suyu hürmetine vira
bismillah çekiyorum sabahlara.
Her gün aynı renge bulanmış ikircikli ömrümü dakikalara peşkeş çekiyor olmama rağmen hem de.
Hakikaten de e rağmenler çoğalıyormuş yaş aldıkça ve yaşadıkça..
Gülebilmek,
Sevebilmek,
Susabilmek,
Sakince söyleyebilmek gibi çokça sayılabilir türden ne varsa.
Ve tabi bilmediğin bir yola çıkarkenki sen ile duraklarından yoldaki yarıklara kadar ezberlediğin bir yolculuktaki sen arası mesafe kadar bir farkla yalnızca.
Düşünüyorum da;
Daha asıl olanın yörüngesine giremeden, çıkıntı bir dişli oluşumla gelen bir takım bakım onarım çalışmalarında tükenmiş enerjim, kudretim ve de başa çıkabilme kabiliyetim.
Kavurucu bir öğle sonrası güneşinde dağ bayır pedal çevirip başladığım yerde sebep olduğum toz ve dumanda ovarken gözlerimi, yerinden kımıldayamayan gidişlerimle bir acı kahvede soluklanıyoruz çoğunlukla.
Kısım kısım tükenip kısım kısım yozlaşırken kalabalık yalnızlıklarımı pekiştiriyorum gayet aklı başında.
Başladığım herhangi bir şey bitişine aceleyle kavuşma telaşındayken, mütemadiyyen zihnimi
kurcalamakta olan:
Eee, sonra?
Sonranın daha son hecesine varamadan ki çok iyi biliyorum; farketmemeye başlıyor iyi kötüden, güzel çirkinden, var olan yok olandan..
Bir tür hastalık nöbeti gibi görüp hissedip teslim olurken ben;
Sağımdan hucüm eden o kahverengi güçlü ses:
Olanını olmayanından ayıranı olmayansın sen!!!
Günaydın!
Ey akrep ve yelkovana luzüm olmayan zaman..
7 Temmuz 2017 Cuma
BİR GÜN..
Mesai bitiyor.
Gün bitiyor.
Yol değişmiyor.
Her gün aynı gri harmoni,
Ayaklarım hep yorgun,
Zihnim hep bulanık.
Saçlarım hep savunmasız rüzgarda.
O kızıl ufukta yiten hep aynı umutlarım.
Yol alıyorum oysa can hıraş adımlarımla,
Silke silke bedenimi buhranlı ikindi sonralarına.
Tüketmek için var olan tüm enerjimi hunharca;
Yolun en tepelik virajlarına talip oluşum, değişmiyor.
Değişmiyor nedense!
Bir diğerinden farklı olmayan günlere ıp ıslak uyanışlarım.
Geceleri huzura kavuşamamış yarım yamalak uykularım değişmiyor..
Mesai bitiyor.
Gün bitiyor.
Yol değişmiyor.
Her gün aynı gri harmoni,
Ayaklarım hep yorgun,
Zihnim hep bulanık.
Saçlarım hep savunmasız rüzgarda.
O kızıl ufukta yiten hep aynı umutlarım.
Yol alıyorum oysa can hıraş adımlarımla,
Silke silke bedenimi buhranlı ikindi sonralarına.
Tüketmek için var olan tüm enerjimi hunharca;
Yolun en tepelik virajlarına talip oluşum, değişmiyor.
Değişmiyor nedense!
Bir diğerinden farklı olmayan günlere ıp ıslak uyanışlarım.
Geceleri huzura kavuşamamış yarım yamalak uykularım değişmiyor..
21 Haziran 2017 Çarşamba
Ben ve BEN
Geçemedik.
Bitiremedik şu benlik münakaşasını.
Hala hunharca isteklerimizle pimini çekemediğimiz bir ben var.
Almalarımız eksilmelerimizle geri dönüşürken, bu dokunsal varlık karmaşasının
neden oluşu ruhumun tam ortasından geçen koca bir fay hattı..
Şu sahiplik davası diyorum!
Bütün aynaları kaldırsak geçer mi?
Önümüzü, yolumuzu tıkayan binbir suretler,
Geçip gider mi ola?
Mühim olan herhangi bir zamanda herhangi bir lisanda var olmak değil mi ki?
Bu kimlik illeti hani bir türlü boşta kalmayıp doluya sığmayan.
Yenerse eğer öze malik beni!
Bitiremedik şu benlik münakaşasını.
Hala hunharca isteklerimizle pimini çekemediğimiz bir ben var.
Almalarımız eksilmelerimizle geri dönüşürken, bu dokunsal varlık karmaşasının
neden oluşu ruhumun tam ortasından geçen koca bir fay hattı..
Şu sahiplik davası diyorum!
Bütün aynaları kaldırsak geçer mi?
Önümüzü, yolumuzu tıkayan binbir suretler,
Geçip gider mi ola?
Mühim olan herhangi bir zamanda herhangi bir lisanda var olmak değil mi ki?
Bu kimlik illeti hani bir türlü boşta kalmayıp doluya sığmayan.
Yenerse eğer öze malik beni!
19 Haziran 2017 Pazartesi
İkirciklik
utanıyorum senden kendimden,
Ayarsız bir sevda çöreklendi yüreğime,
Bakma öyle!
Sen değil ,senin gibi değil...
Uslanmayı bilmemek bu,
Anlattığın gibi yaşamaya layık olmamak...
Şimdi at beni koynundaki pencerenden aşağı,
Yüzüm yok aynalara,
Aynadan baktığım sana,
Dönme sırtını diyememki!
Bırakma ellerimi tut bileklerimden ,
Ben insanım işte diyemem ki!
İçimde pişen acıya ortak ol,
Etime batanları temizle diyemem ki!
Ben kirliyim;
Battıkça batıyorum sen aldırma;
Sana varmayı beklerken,
Yüreğim takılı kaldı,çek çıkar diyemem ki!
Senin için sana doğru çıktığım yol,
Tutsaklığına prangalar çaktığım hasretim,
Aidiyetim,
Hiçliğim,
Söylemeye doyamadığım türküm,
selam olsun yaradana emanet oluşunuza...
Affet beni diyemem ki!
Yokluktan ebedi bir hayata adım atarken,
Ebedi bir yokluğa kelepçelendim,
Unut gitsin,
Sil baştan diyememki!
Elim kolum kalkmıyor,
Çağırma gelemem, bağışla bugünluk diyemem ki!
Sen demiştin bilirim,
Kaybolursun,
Ufalanırsın,
Uyanamazsın...
Dur Gitme diye...
Ve Ben,
Gittim.
Bırak kollarımı,
Kaldırma yığılmış bedenimi,
Ben kalkarım,
ya da kalakalırım öylece...
Ama sen,
Bakma yüzüme git;
Sana ait olan yüzüm yok artık...
Ayarsız bir sevda çöreklendi yüreğime,
Bakma öyle!
Sen değil ,senin gibi değil...
Uslanmayı bilmemek bu,
Anlattığın gibi yaşamaya layık olmamak...
Şimdi at beni koynundaki pencerenden aşağı,
Yüzüm yok aynalara,
Aynadan baktığım sana,
Dönme sırtını diyememki!
Bırakma ellerimi tut bileklerimden ,
Ben insanım işte diyemem ki!
İçimde pişen acıya ortak ol,
Etime batanları temizle diyemem ki!
Ben kirliyim;
Battıkça batıyorum sen aldırma;
Sana varmayı beklerken,
Yüreğim takılı kaldı,çek çıkar diyemem ki!
Senin için sana doğru çıktığım yol,
Tutsaklığına prangalar çaktığım hasretim,
Aidiyetim,
Hiçliğim,
Söylemeye doyamadığım türküm,
selam olsun yaradana emanet oluşunuza...
Affet beni diyemem ki!
Yokluktan ebedi bir hayata adım atarken,
Ebedi bir yokluğa kelepçelendim,
Unut gitsin,
Sil baştan diyememki!
Elim kolum kalkmıyor,
Çağırma gelemem, bağışla bugünluk diyemem ki!
Sen demiştin bilirim,
Kaybolursun,
Ufalanırsın,
Uyanamazsın...
Dur Gitme diye...
Ve Ben,
Gittim.
Bırak kollarımı,
Kaldırma yığılmış bedenimi,
Ben kalkarım,
ya da kalakalırım öylece...
Ama sen,
Bakma yüzüme git;
Sana ait olan yüzüm yok artık...
Körpem..
İncitmek kolay mesele,
Hep geri toplamayı merak ettim ben.İncindikten
sonra?Yaşadıktan sonra?
İşte insanlardaki en büyük kayıp sonrası yok,
olmamalı unutulmalı,Ne için?
Acıya bile bile kucak açmak için mi?
Hayat ağır , acı ama kendini içinde dozunda yaşayabiliyorsan
problem yok,
Ne çok yanlız ne de çok kalabalık...
Ama kendi sesine uzaktan kulak vermeye
basladınsa,
Ki ne yapacagını bilemicek kadar
yabancılastıysan kendine işte o zaman tehlike,
Belki gitme , belki kalma vakti...
Umudum var demek güzel,
Herkese nasip olmaz umut etmek hiçliğe
,olmamaışlığa , olmayacagına ragmen umut etmek!
Zor,
Her adamın işi değil,
Kendini bilemek başkasından öte kendinde
kalmak zor,
Utanabilmek yaptıklarından,
Gecmişinden sormak seni her zaman zor..
İnsanken zor...
İşte yanlızsan eğer tüm bunlardan dolayı,
Zaten hep yanlızdın demek lazım belkide,
Beklenti ne için?
Kim için?
Hasretini çektiğin senden baska ne olabilir ki
, kendi yarattıklarında yaşar insan!
Adımların bilmem kaç insana sıkıca bağlıdır,
Bilmez insan yürür çokça...
Mutlu mu olmak lazım ki!
Avuclarında tuttugun serce birgün gidecek,
Korkmak lazım,
Dozunda endişe,
Dozunda korku yetmez mi insana!
İçinden ötesine, ötesnden içine dönmez mi
insan,
Neden çabalar yörüngesinde...
Bilmez mi!
Dogdugu çaresizlikle ölecektir.
(Düşünüyorumm, yazmadan beceremiyorum...
Yemyeşil bir ceviz var aynada,
Kapkatı bir kabuk olacak zamanla, kendime laf
dinletmek için vermediği yeterli zamanla hayatın...!)
Yollar
Boylu boyunca uzandığım bir bekleyiş,
Hep var oldu ve şüphesiz olacak da.
Yollar bitmedikçe bitmeyecek.
Özlemim,
Sevdam.
Ve çözülmeyecek,
Saçlarına ördüğüm kördüğüm!
Hep var oldu ve şüphesiz olacak da.
Yollar bitmedikçe bitmeyecek.
Özlemim,
Sevdam.
Ve çözülmeyecek,
Saçlarına ördüğüm kördüğüm!
18 Haziran 2017 Pazar
Herhangi..
İçinde büyüdüğümüz ve içerde büyüyenlerin çekişmesinden kalandık.
Eksik, olmamış, meyilli..
Avuçları doldurmayanın gizinde,
Evrenin sunduklarıyla kalıplar döktük çeşit çeşit..
Ve açgözlü,
Ve iştahlı idik.
Her bir tenin aromasını süzdük kepçe kepçe.
Arsızdık!
Evrildik yite yite.
Deliydik biz.
Eksik, olmamış, meyilli..
Avuçları doldurmayanın gizinde,
Evrenin sunduklarıyla kalıplar döktük çeşit çeşit..
Ve açgözlü,
Ve iştahlı idik.
Her bir tenin aromasını süzdük kepçe kepçe.
Arsızdık!
Evrildik yite yite.
Deliydik biz.
Letters - 1
Zamanın ötesinde mekandan muaf karışıyorsun ya bazen,
Güneşin gecen birbirine giriyor ya hani.
Olduğunla olmadığını unutuyor ve ardını önünde görüyorsun ya hani.
Bilesin ki!
O vakitleri dahi ayrıştırıyor ancak ve ben senin kim olduğunu çok iyi biliyorum.
Avuçlarıma akan, çizgilerime kaynaşmış yüzün ise eğer, yüreğime gömdüm ve esirgedim seni.
Kendim dahi dokunamam.
Varlığımın bir parçasısın artık.
Sarmallarımda adın geçiyor.
Adenin, guanin, sitosin ve N...!
14 Haziran 2017 Çarşamba
Lacrimosa
Ardımın Hayaleti!
Haberin var mı?
İsmine öykünen bir yarıkla yaşıyorum şimdi.
Acıtan sancıtan ne varsa ayak izlerimde.
Tuhafim epeyce.
Ne başladığım cümleler nihayete erebilir,
Ne kurduğum hayaller ufkuma erişebilir oldu.
Henüz yokluğunu tarif edebilecek bir alfabem yokken,
O eylülün on beşi idi karanlığın yalnızca siyah olmadığını öğrendiğim.
Çok şey öğrendim!
Kaburga kemiklerim ayrılırken acıdan,
Yaşam içinde yaş almayı öğrendim.
Öğrendim;
Duymak için susmayı,
Görmek için arınmayı,
Bilmek için durmayı.
Yüklenip kendimi sırtıma kervanlarda yolcu, hanlarda hancı olmayı öğrendim.
Ve Sevgilim!
İçimden çıkan senler,
İçime çöreklenen benlerden öylesine gittiler ki!
Kütlem hacmimle buluştuğunda çıkana sığamayanım artık..
10 Mart 2017 Cuma
Dünya Zemini - 6
Happy birthday to February 28..
Sistemin comagi kendi guruhuna temas edince ayilan bir milletiz...
Oysa icinde barinmaya calistigimiz; ritmi ve yonu her daim ayni olmasina karsin ivmesini her donem farkli kanallardan besleyen bir duzendir.
Keza dünya ölçeğini düşünmeden yalnızca içinde yaşamaya çalıştığımız coğrafyadan yola çıkarsak; darbe veya da darbemsi
kalkışmaların ortak paydasında koasu besleyen kavramların kullandığı gerçeğini görüyoruz.
Bakınız; sağ-sol(1960-1980), laiklik-irtica(1990lar), kürt-türk(90 sonrası körüklenmiş), mezhep çatışmaları ( sünni-şii vs- halen hatırı sayılır düzeyde kullanılır kendileri)..
Tüm bu kurgunun şaşırılmayacak düzeyde gelenekselleşmiş ortak noktası ise; zihni ve eylemleri faydasız meşguliyetlere mahkum etmek.
Ve tabi ki sonuç: algısı satılmış taraflarda birbirine ötekileşmiş insan öbekleri.
Malesef ki benim diye benimsediğimiz hayatlarımız; beyni kapıda emanete bırakılmış bir thruman showdan ibaret..
Bedenlerimizi beynimize ulaştırmadığımız sürece bu düzeneğin kullanıldıkça pörsüyen kobay fareleri olmaya devam edeceğiz.
Yola çıkabilecek güç, kabiliyet ve cesarete erişebilmek ümidi ile..
Dünya Zemini - 5
Muhafazakarlık, gerek kelime anlamı gerekse eylemsel gerçekliği itibari ile
dine yakınsayamayacak kadar durağanlık ve sabitlik içerirken günümüz jargonunda
din ve dindar insan kimliğiyle anılması ne kadar ironik değil mi?
Dinin insan üzerindeki izdüşümü; düşünce,aklı selim ve bundan kaynaklı dinamik,
yenilikçi, ilerici, ayık bir duruş olması gerekirken acımasızça tahribata uğratılmış
bu algı tecavüzünün neden oluşu ve yaratıcının her kelamının sonunda akla davet etmesine karşın
zorla sıkıştırılan bu muhafazakarlık kalıbında kimlik kanıtlamaya çalışma gayreti oldukça düşündürücü..
Bugün arafta süzülen bir cemiyet varsa bilinmelidir ki;
Bir kesimin din diye bir takım ucubeleri ritüele çevirmesinden;
Bir kesiminse parmak ayı gösterirken aya değil parmağa bakmasındandır..
24 Şubat 2017 Cuma
Dünya Zemini - 4
Günlerdir yüreğimin kıyısındaki o ince sızıyı daha yüzeyde hissediyorum.
Yine şaşkınlığın arkasında boynu bükük umutların çöreklendiği ufacık bakışlar..
Ufak kalması gerekirken birden belki on belki yirmi yaş alan bakışlar.
Bilmem kaçıncı tanışıklık hissi bu bendeki sayamadım.
Artık neden demiyorum, çünkü o meşhur yeni dünya düzeninin neyden beslendiğini çok iyi biliyorum.
Kan ve para..
Bu gerçeklik değişmezken, insanlığın eylemsizliği de değişmiyor malesef.
En iyimiz belki aynada yüzüne indirdiği tokadın şiddetiyle oynuyor.
Lakin dışarda değişen, gidişata ters en ufak bir kımıldanışın sebebi olamıyoruz, onca insan..
Ben kendi adıma yoruldum artık, gazze, ırak, lübnan, halep, mısır ölüyor diye bağrınmaktan.
Bu vicdan kusması kıvamındaki serzenişlerden..
Belki birçoğunuz kamuoyu oluşturuyoruz diye öfkeyle lafı yapıştıracak bana.
Sormak isterim elbet; hangi kamuoyu? Sistemin kaymağına bal yatırıp yiyen kamuoyu mu?
Niye kendimizi kandırıyoruz ki?
Bugün sosyal ortamlarda sözde duyarlılık abidesi olup, yarın belki 2-3 tl ye mal edilmiş bir hamburger menuyu 30 tl ye oturup keyifle mideye indireceğiz..
Gerçekten bir şeyler mi yapmak istiyoruz?
Eğer cevabı evetse, yapılacak şeyde basit.
Üretmek ve ihtiyaca tabii tüketmek.
Yani bu kapital düzeni daha fazla beslememek.
Değer yargılarımızı kökten bir değişime sokmak aslında.
Kaşıkla verip kepçeyle alan bir düzenin algısız köleleriyiz.
Dahiyane bir kurguyla cebimiz kabardıkça özgürleştiğimizi sandırılıp, mahkum ve bağımlı bir hayata evrildik.
Kaçımız yerli üretime destek veriyoruz mesela, markalara eşek yüküyle para gömmek yerine..
O yüzden diyorum vicdan kusması diye.
Bu tezgah insani değerler ile dönmüyor, bir matematiği var.
Çok da basit bir denklemi var.
İhtiyacımız olan tek şey ise Mevlanın bütün yaradılmışlardan üstün kılmasının sebebi olan akıllarımız ve düşünce yetimiz.
Dur, düşün ve davran ilkesinin ilk iki aşamasını çoktan geçtiğimizi varsayarak davranma düzleminde acilen konum almamız gerektiğine inanıyorum.
Haddimi aştıysam eğer ki sanmıyorum az bile konuştum, bunun için ne kendimden ne de çevremden özür dilemeyeceğim.
Üzerine toprak serpip öldü diye bi köşeye itelediğimiz gerçekliğimizle acı da olsa buluşma vakti gelmedi mi???
13 Şubat 2017 Pazartesi
Aykırı Fani..
Yalanlar ve doğru Sanılanlar,
Durma konuş kendine doğru,
Onlara konuşamadığın kadar sus sonra,
Bu şizofreni hayatı kabullenmek zor olasa da,
Daima yürü!
Kaçmak eşiğin sınırlarında kaybolmaktır çünkü!
Zaman, umut ya da dışında kalmak,
Ne farkeder ki!
Adın hiçliğin yüzünde anıldıktan sonra,
Bırak dünya dönmesin dışarda!
Sen Ol!
Pişmeyi bırak!
Hamlar ateşi çaldıktan sonra,
Sapına kadar yaşayan sen ol!
Kimene ki!
Kıyılar dururken dibe dalmışın,
Dilindeki yasak türküymüş ,
Başkası değil onun için olmuşluğun,
Kimene ki!
Sen burda kal!
Bu bir maskeli balo,
Sense çıplaksın...
Sakın utanma!
Görünmeyen adamsın sen.
Bilmez!
Bilemez onlar!
Zulandaki anlamsız hayalet,
Uykularındaki etten kemikten adamdır.
Kayıp benliğini giydirir sana!
Bilmez onlar!
Sen kapa gözlerini;
Haram sızmasın içlerine...
Damarlarında dolaşan ince sızı uğramasa da ona,
Sen durma!
Seviş acıyla,
Azalmaz tenin;
Hayat diye yaşadığın kadar...
İpteki cambaz olsan da,
Sana ayrılan kadarına ilerle!
Bilsen de herzaman ki gibi olmadığını ,olmyacağını,
Vazgeçme istikametinden!
Doğru olmasan da ;
Kendine göçensin...
Varışlarımdan - 4
Rab!
Icimde benle baslattigin bir ates var.
Bunu almak mi haram olan?
Insanim ben!
Ozum toprak..
Toprak gunese hasret olmasa yesrirmiydi cicekler, hayat bulurmuydu kuru dallar..
Bedenlerde harlamazsam lutfettigini varligini hangi kudretin bagrinda dizginleyebilirim!
Yarattiginda yakmazsam kendimi, hangi korun ozunde bulurum seni.
Bir can icin telaslanmazsa yuregim nesnelerimden siyrilip nasil asina olurum sana..
Askin elif haliydi askim.
Yani gormezden gelemem verdigini.
Dunyayi serip uzerine, maddeye salamam kendimi.
Insanim ben!
Ruhum senle bir, senden bir nefesken aidiyetimi balcik tarafinda insa edemem.
Geceyi verdin oysa!
Gorunmez kildin bedeni.
Siyirdin posasindan ruhu
Ozgurlestirdin dile dokulmeyrnin tenhaliginda..
Insaniz biz!
Yollarimiz bir,
Bedellerimiz bir,
Ozlemle kavrulur, vuslatla kivamlanir benligimiz.
Birak ezeyim nefsimi
Icimde yanan yonum olsun.
Ufkun cizgisinde kaybolup, gunesle serileyim yer yuzune..
Uykudan beri tutan bu hali esirgeme,
Ne olur ayan etme gizledigimizi!!
Icimde benle baslattigin bir ates var.
Bunu almak mi haram olan?
Insanim ben!
Ozum toprak..
Toprak gunese hasret olmasa yesrirmiydi cicekler, hayat bulurmuydu kuru dallar..
Bedenlerde harlamazsam lutfettigini varligini hangi kudretin bagrinda dizginleyebilirim!
Yarattiginda yakmazsam kendimi, hangi korun ozunde bulurum seni.
Bir can icin telaslanmazsa yuregim nesnelerimden siyrilip nasil asina olurum sana..
Askin elif haliydi askim.
Yani gormezden gelemem verdigini.
Dunyayi serip uzerine, maddeye salamam kendimi.
Insanim ben!
Ruhum senle bir, senden bir nefesken aidiyetimi balcik tarafinda insa edemem.
Geceyi verdin oysa!
Gorunmez kildin bedeni.
Siyirdin posasindan ruhu
Ozgurlestirdin dile dokulmeyrnin tenhaliginda..
Insaniz biz!
Yollarimiz bir,
Bedellerimiz bir,
Ozlemle kavrulur, vuslatla kivamlanir benligimiz.
Birak ezeyim nefsimi
Icimde yanan yonum olsun.
Ufkun cizgisinde kaybolup, gunesle serileyim yer yuzune..
Uykudan beri tutan bu hali esirgeme,
Ne olur ayan etme gizledigimizi!!
10 Şubat 2017 Cuma
Dünya Zemini - 3
Mevkimiz,paramiz, kendimizi ait hissettigimiz fikir akimlari, deger yargilarimiz ve hassasiyetlerimiz dogrultusunda
biz, siz, onlar diye otekilestirirken dunyayi; butun sahip oldugumuzu sandiklarimizla namusumuzun, serefimizin, insanligimizin, heyecan ve tutkularimizin takas edilip koleler ve efendileri(sermayedarlar, sebeb-i metalarimiz) grubunun koleler tabakasinda aslinda olmayan ve hic olmamis olan bir duzenin avukatligini yapiyor olmak!!
Tren carpmiscasina bir sarsintidir insan icin.
Hele ki sosyal.medya paylasim cilginligi icinde akli muhafaza etme gayreti icinde gercege uyuyup, yalana uyandirilma korkusu icinde isen yolun sarp ve uzun demektir...
Varışlarımdan - 4
Rab,
Yarattığın balçığa buladı elini,
Eksiltti beyazın herşeyle demlenmiş tabii halini.
Ruhu çarmıha gerdi, posayı hakim kıldı.
Varlığınla mümkündü oysa varlığım..
Hakikatindi imanım,
Vaadindi sabrım,
İstikametindi aydınlığım..
Şimdi dilimde lal,
Sırtımda kambur,
Ayaklarımda pranga yalnızca sana kul oluşum..
Sarsılmaz değilim elbet,
Lakin; aynada gördüğümün karanlığında boğma beni,
Gözümün gördüklerinde de, zihnimin ürettiklerinde de hatırlat kudretini.
Nefsimi kıblemden uzak tut!
Güneş tariflediğin gibi doğsun günüme; ay anlattığın haliyle aydınlatsın gecemi.
Hikmetinden öteye varmasın fikriyatım,
Senin için sana çıktığım yolda beni bendeki senle buluştur.
Rab!
Benliğimin devrimlerinde ruhum, fikrim, dilim, örselense de,
Tek sabitliğimi hakikatın kıl..
Yarattığın balçığa buladı elini,
Eksiltti beyazın herşeyle demlenmiş tabii halini.
Ruhu çarmıha gerdi, posayı hakim kıldı.
Varlığınla mümkündü oysa varlığım..
Hakikatindi imanım,
Vaadindi sabrım,
İstikametindi aydınlığım..
Şimdi dilimde lal,
Sırtımda kambur,
Ayaklarımda pranga yalnızca sana kul oluşum..
Sarsılmaz değilim elbet,
Lakin; aynada gördüğümün karanlığında boğma beni,
Gözümün gördüklerinde de, zihnimin ürettiklerinde de hatırlat kudretini.
Nefsimi kıblemden uzak tut!
Güneş tariflediğin gibi doğsun günüme; ay anlattığın haliyle aydınlatsın gecemi.
Hikmetinden öteye varmasın fikriyatım,
Senin için sana çıktığım yolda beni bendeki senle buluştur.
Rab!
Benliğimin devrimlerinde ruhum, fikrim, dilim, örselense de,
Tek sabitliğimi hakikatın kıl..
Varışlarımdan - 3
Gebe kalışlarım sonrası...
Deryaları görmeyi umduğun yüzler mevcutlarınla yargılarken seni hala yaşayabiliyor olmak insan olmanın en büyük kanıtı olsa gerek..
Kavrayamadığım gerçeklikler var ve kavrayacağıma dair umudumu yitirdiğim.
Her şeyi iteleyip yaşamsal düzlemden kalanla ilgilenmek istediğimde anlar ve paylaşımların insanla kesiştiği kümelere varıyorum.
Durum bu kadar netken, neden bütün zaman dilimleri içinde kabul görmüş olduğumuz kuralların ucunda savruluyoruz ki?
Farklı olduğumuzu iddia ettiğimiz her cümle, her ruhaliyet, her sıçrama aslında bir türlü varamadığımız hayallerin bıraktığı sancıların orgazmı gibi.
Belki de hiç farklı olmadık, belki de farklı olmak ruhlar evrilirken cesareti de irileştirmekle mümkündü.
Korkaklık sabitliği öğretirken ve yaşatırken herkes gibi, cesaret usulca terk etti yuvasını.
Ve biz kalakaldık yaşamın olabildiğince sıradan çerçevesi içinde.
Oysa dışarıdan bakılınca olağandışı görünmeyen, sosyal konumu perçinleyen hayatlarımız vardı.
Bizse aykırılık serüvenimizi devam ettirmek adına elit cemiyetlerde ruhsal boşalımlar yaşayarak kendine yolculuk ilkesine defalarca tecavüz edip,
narsist ruhlarımızı beslemiş olduk. Ve korkarım bu iğrenç kendini kandırmaca seansları soluk can verdikçe bedene devam edecek.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Budalayız.
Mevcutla sözde ilkelerimiz arasındaki can cekişmeyi farklılık sanan budalalarız her birimiz.
Eylemsizlik düzleminde sürdüregeldiğimiz hayatlarımızı ütopyalarımızda taçlandıran şaşkınlarız.
Yalnızlığımız farklılığımızdan değil, savrulmamızdan kaynaklı idi hep.
Belki hep bildik hastalığımızı belki de bilmeden sandık olduk olası.
Acı çekiyorum, bu sefer gerçekten sahici bir sancı ile örülü ruhum.
İnandığım her şey inandığım kendim yerle yeksan oldu fark ettiklerimle.
Ve olduğum tam bu noktada nefes almak gittikçe güçleşiyor.
Yaşamı sindirmek bir hayli zor.
Ölümü yaşamdan farksız kılan bir yolda epeyce yol almış durumdayım yani..
Boğulmayı bilir misin?
Peyder pey bir algısızlık çöker üzerine, önce çırpınır sonra vazgeçersin sona direnmenin faydasızlığını anladığında.
Beyin uğultularla örülür, zihin bulanıklığını zirvede yaşarsın o vakit.
Uğultuların ebedi sessizliğine bedellenmiş gibiyim,
Hareketsiz ve razıyım…
SERZENİŞLER - 1
Ne yapmalı?
Kendi kendine ürettiğin aptalca avuntularla durdugun yere hayranlıkla bakmalı mı,
Yoksa susup yolun akışını mı izlemeli !,
Tanımadıgın sularda bogulacagını bile bile,
Atlamalı mı korkusuzca,
Bilmediğin bir tat adına o her zaman aldıgın haksız lezzeti mi feda etmeli!
Yok!
Olmayan ya da evrenin varolsundan bu yana hep olmus o "şey" e ,
Yaklaştıkça örttüklerini, sustuklarını saçmış olan...
Teslim olmak!
Bir hiçe ait olmaya devam mı etmeli,
Herkes gibi olamaya mı talip olmalı
Dilini uzanabileceği yere kadar uzatıp ,
Yalan bir söyleyişle mi varolmalı,
Suskuyu baştan inşa ederken,yokoluşun evrensel huzuruna mı kapılmalı!
Yoksa!
Yaşadıklarına ,
Yakıştığın mutlu sona,
Kendine,
Ve ona
Kocaman bir ilmek atıp ,
Aldığın uzun yolda arkandan usul usul sökülmesine izin mi vermeli!
Arkandaki aynadan dostları mı selamlamalı,
Dostalarla yer değiştirip aynayla baş başamı kalmalı!
Midende biriken zehire panzehir üretmeye devam mı etmeli!
Kusmalı mı utanmadan!
Bildiğin halde söylemeye cesaret bulamamalı mı,
Söylediğini bilmeyenlerden mi olmalı!
Duyduğun haklı utanca layık mı olmaya calısmalı,
Kirlendiğin halde çıplak mı kalmalı!
Tek bir tene ait olduğunu bile bile ,
Milyonlarca tende iz mi bırakmalı...
Uzun uzun sohbetler duruken,
Tekbir cumleye mi hapsetmeli sebepleri...
Birgün herşey biterse,
Saydığım adımlarım hiç mi olur karmaşası içindeyken,
Ki !
Kendine kendinle hükmedecekken,
Sınır tanımayan bir boşluğa belki de sığabilmek üzereyken...
"O" var mı demeli!
DÖNGÜ..
“Senin sonun yok,
Başladığın yer bitirdiğin yere yabancı
olmayacak..”
Sahilin yosunlarla karışmış nahoş kokusuna
rağmen denizin dinginliğine emanetti algım. Yanımdaki adamla sessiz salınımlar yaşarken,
tarifleyemediğim heyecanımı bastırmak için elim, ayağım ve bütün bedenimle savaş halinde idim.
Ruhun o ilk
yolculuğu, ilk telaşesi kısmi bir sarhoşluk hali yaratmıştı bende.
Kıvamlandıkça kendmimin yoksulu olmaya başlayacağımı o zamanlar kim bilebilirdi
ki..
Düşünsel ve içsel bütünleşmemein ilk
anlarıydı onla paylaştığım. Kırmızı montum içinde üşüyen bedenim ve soğuktan
değil ahenkten titreyen dudaklarım ömrüm boyunca o anı silinmez kılacak kancayı
atıyordu zihnime.
Yola çıkmaya tam anlamıyla hazır birine
neden söylensindi ki sonu görülmeyecek bir ufka gebe oluşu..
Kim bilebilirdi oysa yolların geçilme
sıklığı sona faydasızdı.
“ Geçtiğin yerlerden
defalarca geçmişken seninle korkup, seninle heyecan duyamam,
Apansız yeşeren bir kardelenken sen,
beyazlığına gölge olamam..”
Evrenin karanlığına ve kirlenmişliğine
merhaba dememin üzerinden birkaç zaman geçmiş olmalıydı; Hissiz, alışmış ve
ivmesi sansürlenmiş halde idim. Ruhun sadakati çekip almıştı kendini kağıt
aklığından.
Yaşam ve kendim sarmalı yalan bir düzlemi karşılar gibiydi.
Kendine seyyahlığın ilk tohumlarını serperken usul usul içime, pusulamın ilk hedefi
sonum var benim isyanına kilitlenmiş ve kendi devrimime soyunmuştum.
“Bir güzel yunus
ikircikli..”
Yükü boşaltmak için durduğum durakların
biriydi. Nasıl bilebilirdim omuzlarıma çökecek bir ömürlük sızıyı sırtlanıp
ilerleyeceğimi..
Şizofreni bir hayat başlamıştı benim için..
Olduğum ve gördüğüm düzlemdeki canbazdım
artık.
Deliliğe ramak
kalmışken bir fisebilillah dokunuverdi avuçlarıma.
Susabiliyor olmamın
derinliğide yoğurdum benliğimi, zor ve ağırdı.
Hayatımın sanı evresi
başlamıştı artık.
Nereden başladığıma
dair en ufak bir fikrimin olmadığı zamanlara ulaşıyor gibiydim.
İlişkilendirdikçe
bakıpta görebildiklerimi örümcek ağlarına yakınsayan bir ruha evriliyordum.
“Sevişmeliyiz Ofe..”
Ruhun arınmış
odalarından kadınlığa aydınlanan pencere.
Tenin yumuşaklığında
mahrem duygulara yolculuk zamanı idi.
Şaşkın ve kırıktım.
Aşk ve seksi birbirine sindirememiş,
kirletilmiş duygularımla bozguna uğratılmış ve yenilmiştim.
Belki de suç ruhuyla
sevişemediiklerimi bedenimde öldürmekteydi.
Üzerime yapışan en
ironik hal olmalıydı bu.
Dışında isteyen,
içerde arayan bir kadındım.
Rüzgarın savurduğu
tabiat kadar özgürken, ağrılarım neden daha ağır, yüküm neden katlanılamaz
halde idi.
Aradığım, bulduğum ve
bulamadıklarım üçgeninde kıvranırken sonun bilmecesi hayat bulmuştu zihnimde.
Apansız anlamın
gizine tutkulanmış, avuçları temiz, yüreği umut dolu olanı hatırladım.
Ne yitmiş, ne
artmıştım…
Eternity And A Day..
Sana
söylemek istediklerim seninle susmak istediklerimden fazlaydı oysa.
Mevcudiyetindeki
ayarsız çokluk sözleri suskuya terk eylerken; aşkın kaçınılmaz kontrolsüzlüğü
ile sevişir halde idim. Yani kendimi sende salmakla, kendimde dizginlemek arası
orjinsiz bir çemberin şaşkınlığı ile meşgulüm.
Gördüğüm
mavilik sen misin?
Eğer
sensen üzerinde çökmüş bu sis neden?
Bir yüz
uzaklığındasın ama dönüp bakmaya korkuyorum..
Bu korku yeni değil
aslında, içimdeki ilk salınımın apansız mutluluğun ve zifiri karanlığın
tanımlarını yapmıştı.
Yeni olan içindeki
aynada cismimi görmekte zorlaştıran kırıklar..
Tenimdeki rüzgar sen misin?
Eğer sensen içimin sessizliği
neden?
Sevgili!
Çölde suya hasret iki
ademoğlu değil miydik?
Ruhu bedene hapseden
çemberin dışında aynılaşan biz değil miydik?
Dünyaca kısa bizce
uzun uzak yolların sonunda özün en mahrem odalarına sızmadık mı beraber?
Yazgıya meydan
okuyan, yalnızca bize helal bir şarabın sarhoşuydum oysa.
Renkleri sıraladığım
çarkın en kuytu yerinde durma ne olur!
Yanımda titreyen adam sen misin?
Eğer sensen bana ötekileşmiş bu
avuçlar kimin?
Yalnızdım ben , çok
yalnız..
Bazen çaresizlikten,
bazen gereğinden ama yalnızdım.
Bana gelişin bu
kabullenilmiş bir başınalığın sonuydu oysa.
Kendime yeniden
gülümseyişim, denizin maviliği, ağacın yeşili, güneşin sarılığı idi.
Yeniden bilmekti,
yeniden ve kendinde.
Geçtiğim yolların
sahibi, amacı ve en varılası noktasıydın.
Yani mutluydum
Sevgili..
Varlığın puzzleın son
parçası gibi ahengi üflerken ruhuma bedenimi ruhumdan ayrıklaştıran nedir?
Bilmezmiş gibi
adanmışlığımı neden gecesin, neden kayıp..
Moonlight Sonata..
O kış diğer kışlardan daha bir sertti sanki.
Deli gibi bir yağmurun bağrında çamura
bulanmış bir karanlığın derinliğine salmıştı kendini adam..
Biraz yorgun, biraz hüzünlü baya özlemiş bir
halde idi.
Emsal zamanların aksine yüzü duygularına
muhalif mimiksizdi.
Leş gibi olmuş ayaklarıyla yararken geceyi
yıkılmış bedeninde kırılmış bir ruhu ağırlamaya çalışıyordu.
Toprağın kokusuyla sevişirken ciğerleri, en
büyük çaresizliği olan kendisi gerçeği bir kez daha evrildi
Zihninde.
Kendisi ile olan meşguliyetini sonlandıramamış
bir adamdı.
Kış bitimi bahar başlangıcı olmadı idi.
Yağmur soğuk yağıyordu.
Üstündeki ince uzun pardesü ve saçı sakalından
görünmeyen kemikli yüzü ile seyyahları andırıyordu.
Sonunu getiremediği sigaralar grimsi bir
dumanla perdelerken gözlerini, kahrı bedeninde
Yankılanıyordu.
En netler dahi bulanmışken; koca bir yağmur
damlası zihnini delercesine yapıştı alnına.
Olduğu yeri yadırgarcasına, kocaman olmuş göz
bebekleri ile algısını silkeledi.
Bu sert geçiş anımsattı serkeşliğini..
Eskiz ah Eskiz..
Seni
öyle içimden söküp atamam.
Esirgemedim
hiçbir şeyi senden.
Kayalıkta
bitmiş bir ağaç gibiyim; yanlış yerde yanlış zamanda büyümüşüm.
Varlığın
ruhumu örseleyip, beni yerden yere vururken gülemem.
Gülüşümden
beslenen temiz ruhları doyuramam, günahsız oldukları halde aç kalırlar..
Seni
apansız ve umarsızca severken mutsuzluğa atma beni.
İşte bu
yüzden, en çok bu yüzden bakacaksan eğer gözlerime göm geçmişinin lanetlerini
yerin dibine!
Ardından
sıyrıl!
Doğmak
üzere olan güneşin ışıklarına teslim et kendini!
Ben
boşlukta süzülenim ve bırak süzülelim boşlukta..
Ne sen
kalsın ne ben!
Karışsın
atomlarımız, yeni bir varlık olalım.
(Eskiz)
Büyüdükçe
ağırlaşan ağrılarım var benim.
Epeyce bir zaman
idare ettik; kendim ve insanlar.
Yolumdan memnun, yolunda
emniyetli gezdi ayaklarım evreni.
Yolunda gibi
görünen bir yalnızlığın içinde hala kaçmak isteyen bir ruhun dizginiydi oysa
bedenim!
Ki sen tariflerin
elini diline dolaştıran adam!
Var oluşunun
nesnelerini rahatsız ettim.
Bilerek ya da
bilmeyerek olması değildi mühim olan, olması idi..
Ve kendimden
çıkardın beni, soluğumu tıkamış olan yaşanmışlık yumağı çıkıverdi boğazımdan.
Sınırları
saçlarımda başlayıp, ayak tırnaklarımda biten dünya büyüdü gözlerimde.
Utandı ruhum!
Yok oluşun bile
beslerken beni, bir et yığını gibi yüreğine çöküşümü izledim sonra.
Sustum!
Ama bu sefer ki
başka, çaresizlikten öte bir susku.
Kelimeleri bir
ipe dizebilmek için çok mücadele verdim.
Ancak bil ki
şarkı söylemek isterken yüzü kızarıp arkası dönen bir çocuk edasıyla ses veriyorum
titremeden
duramayan soluğuma..
İşte bu yüzden
ömür boyu ol’da kalacağım üç şey veriyorum sana:
Bu tuttuğum
yontulmaktan ufalanmış kurşun kalem acıyla büyümüş benliğim benim. Öğütüldükçe
perçinlenmiş
geçmişim ve gizim..
Ki sen de
bıraktığım izim.
Dikenlerinden
arınamamış bu beyaz gül; benim hiçliğim. Renklerin bulanmasından aklaşmış, her
şeyken, hepken
hiçliğe terfi etmiş, yalnızlığı özgürlüğe katık etmiş bir soluk uzaklığında
aşka gebe
masumiyetim
Avuçlarında
toprakla buluşmaya hasret; yokluğunda bile hayat bulacak olan bir armut ağacı
tohumu
taşıyorsun.
İşte o dallarıyla
saracak bedenini. Her mevsim kuruyup yeşerirken hayata aşkın ve acının ironik
hissini
yaşatacak sana.
Bir gömüleceğim
toprağına; bir yeşereceğim tarlalarına.
Sen!
İçime kazdığım
kuyusun,
Seslendikçe daha
fazla dönüyorsun,
Burada bıraktığın
bir evren,
Sensiz seni
anlattı onlara.
Bildim
bildiklerini,
Gördüm
gördüklerini,
Yürüdüm
yürüdüklerine,
Bil ki gerçeğinde
kaybettim varoluşu!
Üşüdüğünü hissetti adam.
Elinde yanan sigarayı fark edip günlerdir
içmemişçesine bir nefes çekti içine.
Tüm olanlardan arınırcasına olduğu yerde
bedenini örten ne varsa sıyırdı attı.
Ölümle hayat arası o nefes, algısında çakan
şimşek, alnından başlayıp kasıklarına kadar süzülen
yağmur peyder pey kavuşturdu kendini kendine.
Tüm varlığı ile isyanda oluşunu, şah damarları
derisini yırtarcasına haykırıyordu gök yüzüne.
Yoğun çamur yerle yeksan bacaklarını yok
ederken; nefesini dahi yere seriyordu adam.
Secde de uzanıyordu çamura.
Tüm fizik kurallarına inat kütleden muaf halde
yalnızca boşlukta süzülendi oysa…
Dünya Zemini - 1
Ötekileşerek ve iştahla ötekileştirerek samimiyetimizi delip geçen mesafeler ve haliyle sebepsiz ölümler ve eli kanlı dünya düzeni kralları...
Velhasıl krallar hep zalimdi, ölenler (canı bir hayvan kadar değerli olamayan ademoğlu) hep mazlum kaldı..
Düşününce ağır geliyor lakin gerçek şu ki:
Oysa insanlığımız oysa ortak paydamızdı!!!
Velhasıl krallar hep zalimdi, ölenler (canı bir hayvan kadar değerli olamayan ademoğlu) hep mazlum kaldı..
Düşününce ağır geliyor lakin gerçek şu ki:
Oysa insanlığımız oysa ortak paydamızdı!!!
Varışlarımdan - 2
Rab!
Tutupta en ince yerinden nasılda imtihan ediyorsun ademi.
Verdiğine şükretmekle, diyetine isyansız sabrında yakıyorsun.
Hani bir nefesti oysa çekmeye sevdalığım.
Kimselerce haram içimce sonuna kadar helal çeşmelerdi vuslatlarım.
Ey makamı var ve yokun üzerinde olan!
Çıkarıp çıkarıp ta benliği zirvelere nasılda çalıyorsun hiçe..
İçinden çıkamadığım içime sığdıramadığım ne varsa heybemde şimdi.
Ne bir eksik ne bir fazla.
ESHTER..
Bir damla düştü;
Koca bir çınarın rüzgarın bağrına tutunmuş son yeşiline..
Ağırlığınca meydan okurken;
Anımsadi yolları!
Tabiatınca sürekli giden,
Sise boğan geçmişi..
Ve köklenişini diplerinde kör düğümlerin..
Ne kaybetti ne özledi.
Dinledi usul usul yalnızlığı..
Aynılığın algısızlaştırmasına inat,
Kuru dallardan güneşe gülümseyen rengi farketti.
Yalnızlık ve "ben"..
Ne kadar iç içeydi oysa.
O ironik duygu harmanıyla büyülendi sonra,
Hissizliği kavraladı kıvırmları..
İlk defa arındı bağlarından,
Özelini genele zincirlemiş herşeyden..
Herkeste ölüp, hiçliğe doğmaktı bu.
Aydınlığa soyunup;
Korkunun ta kendisi olmaktı..
Bütünü arzulamaksızın bölünmekti parça parça,
Ve yolun sonunda kendine varmaktı..
Şimdi köklerine sızarken inceden bir hayat,
Yokluktaki varlık; varlıktaki sonsuzdu artık..
AŞK..
Bir yolda olma halidir aşk..
Çıkışları varışlarında biten.
Herşey varken ve mevcutken,
Kıblesi Elif olan bir yörüngede yitebilmektir aşk.
Hiçliği iliklerinde işlerken,
Bir ananın rahminde hayat bulmuş bir damla sudur...
Okumaktır aşk.
Denizin mavisini, ağacın yeşilini,tabiatın dilini;
Ki çoğu zaman meydan okumaktır aşk.
Yanmayı bilmeyen bedenlerde konaklarken,
Sonsuz kor haline razı olabilmektir...
Görebildiklerin baktıklarını geride bırakırken,
Sözün asla bitmeyeceği yere talip olabilmektir aşk.
Rutin hazlardan, alışılagelmiş sevinçlerden geçip,
Kendine göçen bir garip seyyah olabilmektir.
En leylim gecelerde ölebilip,
Yeni güne yanmaya hazır olda selam verebilmektir aşk.
Çileyi pelesenk etmiş bir ömrü yaşarken,
Tadı ve rengi asla aynı olmayacak devinimlerin adıdır.
Bir yolda olma halidir aşk,
Yolu,yolcusu, hancısı aynı olan..
Varışlarımdan - 1
Akıl,kalp,vicdan zeminini yormadan ve sancıtmadan uğramış her fikir ya dogmadır ya da evlat edinilmiş bir yabancıdır.
İnsan herşeye sahipken açar gözlerini, eksilir hiç olur ve tekrar artmaya başlar.
Bu sarp yokuş her kimsede farklı yolları adreslese de yaklaştırdığı kapı aynıdır.
Tümden gelip tüme vardıran bu sürecin nesnesi de öznesi de Ademdir.
O yüzdendir yolun kıymetini bilenlerin varmaktan öte yolda olmaya adanmış oluşu...
Hakkımda..
Bütün hikayem, tanımların hayatı olmadık yerlerinden budadığını fark etmemle başladığı için kim oluşumun ne önemi var, herkes gibi yaratılmış bir Adem'im diyerek minnacık bir girizgah yapmak isterim..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


