Özledim seni…
İnsanlığını, sahici tebessümünü, eksilmeni, artmanı, kır-kumral saçlarını, yüzündeki yaşanmış
çukurları, ellerini ve dahi dumanı parmakların arasında tüten her bir sigaranı..
Kısaca sana dair bildiğin ve bilmediğin çok şeyini özledim.
Gelişin kadar gidişin de güzeldi, belki daha da fazla güzeldi.
Arkaya atarken saçlarını, gözlüğünün başında konumlanışından tut da, hafif sola kayan bıkkın ve de
yorgun adımlarına varana kadar ezberimde!
Gri bir harmoni içinde renkli olduğum için ve belki de daha fazla renklere aşina ve aşık olduğum için
bedel ödediğim, benim için klasikleşmiş bir ömür harbi içerisindeyim.
Aslında bildiğin şeyler işte..
Durum tam da böyleyken seninle uyuttuğum zamanların, kendimi soyunduğum anların önemi daha
da kavranır oldu zihnimde.
Her seferinde kabullendiğimi sansam da;
“Helikopter başka yere gitti ” derken Defne'min gözlerinde yiten heyecan yüreğime atom bombası
misali düşüyorken; engel olamadığım gözyaşlarım, normal olmadığım çağrışımı yaptığında insanlara,
Aslında kabullenmekden ziyade öğrenilmiş bir çaresizlik içinde olduğumu anlıyorum çokça.
Kuşların hep bir havalanışı heyecandan yüreğimi havalandırırken,
Apansız düşünceler dökülüveriyor zihnime.
Değişen güzel değil, güzeli görme kabiliyetimiz.
Bazen de alışageldiklerimizi güzel görmeyecek kadar hor görmemiz.
Tüm bunlar olurken, insanlığın duyduğu ses frekansının dışına çıktığımı hissettiriyor yaşam bana.
Bu şey gibi, karıncanın ayak seslerini duymak, hatta ağır çekimde tenime değen rüzgarına dokunmak
gibi.
Özel ve acıklı...
İşte böyle Can,Dost,İnsan!
Aslında düşündüm de;
En çok da, kitabımdan başımı kaldırdığımda sevgi dolu yüzüne bakmayı özlemişim.
Sevgi ve özlemle…
Hoşça kalasın!