24 Şubat 2017 Cuma

Dünya Zemini - 4

Günlerdir yüreğimin kıyısındaki o ince sızıyı daha yüzeyde hissediyorum.
Yine şaşkınlığın arkasında boynu bükük umutların çöreklendiği ufacık bakışlar..
Ufak kalması gerekirken birden belki on belki yirmi yaş alan bakışlar.
Bilmem kaçıncı tanışıklık hissi bu bendeki sayamadım.
Artık neden demiyorum, çünkü o meşhur yeni dünya düzeninin neyden beslendiğini çok iyi biliyorum.
Kan ve para..
Bu gerçeklik değişmezken, insanlığın eylemsizliği de değişmiyor malesef.
En iyimiz belki aynada yüzüne indirdiği tokadın şiddetiyle oynuyor.
Lakin dışarda değişen, gidişata ters en ufak bir kımıldanışın sebebi olamıyoruz, onca insan..
Ben kendi adıma yoruldum artık, gazze, ırak, lübnan, halep, mısır ölüyor diye bağrınmaktan.
Bu vicdan kusması kıvamındaki serzenişlerden..
Belki birçoğunuz kamuoyu oluşturuyoruz diye öfkeyle lafı yapıştıracak bana.
Sormak isterim elbet; hangi kamuoyu? Sistemin kaymağına bal yatırıp yiyen kamuoyu mu?
Niye kendimizi kandırıyoruz ki?
Bugün sosyal ortamlarda sözde duyarlılık abidesi olup, yarın belki 2-3 tl ye mal edilmiş bir hamburger menuyu 30 tl ye oturup keyifle mideye indireceğiz..
Gerçekten bir şeyler mi yapmak istiyoruz?
Eğer cevabı evetse, yapılacak şeyde basit.
Üretmek ve ihtiyaca tabii tüketmek.
Yani bu kapital düzeni daha fazla beslememek.
Değer yargılarımızı kökten bir değişime sokmak aslında.
Kaşıkla verip kepçeyle alan bir düzenin algısız köleleriyiz.
Dahiyane bir kurguyla cebimiz kabardıkça özgürleştiğimizi sandırılıp, mahkum ve bağımlı bir hayata evrildik.
Kaçımız yerli üretime destek veriyoruz mesela, markalara eşek yüküyle para gömmek yerine..
O yüzden diyorum vicdan kusması diye.
Bu tezgah insani değerler ile dönmüyor, bir matematiği var.
Çok da basit bir denklemi var.
İhtiyacımız olan tek şey ise Mevlanın bütün yaradılmışlardan üstün kılmasının sebebi olan akıllarımız ve düşünce yetimiz.
Dur, düşün ve davran ilkesinin ilk iki aşamasını çoktan geçtiğimizi varsayarak davranma düzleminde acilen konum almamız gerektiğine inanıyorum.
Haddimi aştıysam eğer ki sanmıyorum az bile konuştum, bunun için ne kendimden ne de çevremden özür dilemeyeceğim.
Üzerine toprak serpip öldü diye bi köşeye itelediğimiz gerçekliğimizle acı da olsa buluşma vakti gelmedi mi???

13 Şubat 2017 Pazartesi

Aykırı Fani..

Yalanlar ve doğru Sanılanlar,
Durma konuş kendine doğru,
Onlara konuşamadığın kadar sus sonra,
Bu şizofreni hayatı kabullenmek zor olasa da,
Daima yürü!
Kaçmak eşiğin sınırlarında kaybolmaktır çünkü!

Zaman, umut ya da dışında kalmak,
Ne farkeder ki!
Adın hiçliğin yüzünde anıldıktan sonra,
Bırak dünya dönmesin dışarda!

Sen Ol!
Pişmeyi bırak!
Hamlar ateşi çaldıktan sonra,
Sapına kadar yaşayan sen ol!

Kimene ki!
Kıyılar dururken dibe dalmışın,
Dilindeki yasak türküymüş ,
Başkası değil onun için olmuşluğun,
Kimene ki!
Sen burda kal!

Bu bir maskeli balo,
Sense çıplaksın...
Sakın utanma!
Görünmeyen adamsın sen.

Bilmez!
Bilemez onlar!
Zulandaki anlamsız hayalet,
Uykularındaki etten kemikten adamdır.
Kayıp benliğini giydirir sana!
Bilmez onlar!
Sen kapa gözlerini;
Haram sızmasın içlerine...

Damarlarında dolaşan ince sızı uğramasa da ona,
Sen durma!
Seviş acıyla,
Azalmaz tenin;
Hayat diye yaşadığın  kadar...

İpteki cambaz olsan da,
Sana ayrılan kadarına ilerle!
Bilsen de herzaman ki gibi olmadığını ,olmyacağını,
Vazgeçme istikametinden!
Doğru olmasan da ;
Kendine göçensin...

Varışlarımdan - 4


Rab!
Icimde benle baslattigin bir ates var.
Bunu almak mi haram olan?
Insanim ben!
Ozum toprak..
Toprak gunese hasret olmasa yesrirmiydi cicekler, hayat bulurmuydu kuru dallar..
Bedenlerde harlamazsam lutfettigini varligini hangi kudretin bagrinda dizginleyebilirim!
Yarattiginda yakmazsam kendimi, hangi korun ozunde bulurum seni.
Bir can icin telaslanmazsa yuregim nesnelerimden siyrilip nasil asina olurum sana..
Askin elif haliydi askim.
Yani gormezden gelemem verdigini.
Dunyayi serip uzerine, maddeye salamam kendimi.
Insanim ben!
Ruhum senle bir, senden bir nefesken aidiyetimi balcik tarafinda insa edemem.
Geceyi verdin oysa!
Gorunmez kildin bedeni.
Siyirdin posasindan ruhu
Ozgurlestirdin dile dokulmeyrnin tenhaliginda..
Insaniz biz!
Yollarimiz bir,
Bedellerimiz bir,
Ozlemle kavrulur, vuslatla kivamlanir benligimiz.
Birak ezeyim nefsimi
Icimde yanan yonum olsun.
Ufkun cizgisinde kaybolup, gunesle serileyim yer yuzune..
Uykudan beri tutan bu hali esirgeme,
Ne olur ayan etme gizledigimizi!!

10 Şubat 2017 Cuma

Dünya Zemini - 3

Mevkimiz,paramiz, kendimizi ait hissettigimiz fikir akimlari, deger yargilarimiz ve hassasiyetlerimiz dogrultusunda 
biz, siz, onlar diye otekilestirirken dunyayi; butun sahip oldugumuzu sandiklarimizla namusumuzun, serefimizin, insanligimizin, heyecan ve tutkularimizin takas edilip koleler ve efendileri(sermayedarlar, sebeb-i metalarimiz) grubunun koleler tabakasinda aslinda olmayan ve hic olmamis olan bir duzenin avukatligini yapiyor olmak!! 

Tren carpmiscasina bir sarsintidir insan icin. 
Hele ki sosyal.medya paylasim cilginligi icinde akli muhafaza etme gayreti icinde gercege uyuyup, yalana uyandirilma korkusu icinde isen yolun sarp ve uzun demektir...

Varışlarımdan - 4

Rab,
Yarattığın balçığa buladı elini,
Eksiltti beyazın herşeyle demlenmiş tabii halini.
Ruhu çarmıha gerdi, posayı hakim kıldı.
Varlığınla mümkündü oysa varlığım..
Hakikatindi imanım,
Vaadindi sabrım,
İstikametindi aydınlığım..
Şimdi dilimde lal,
Sırtımda kambur,
Ayaklarımda pranga yalnızca sana kul oluşum..
Sarsılmaz değilim elbet,
Lakin; aynada gördüğümün karanlığında boğma beni,
Gözümün gördüklerinde de, zihnimin ürettiklerinde de hatırlat kudretini.
Nefsimi kıblemden uzak tut!
Güneş tariflediğin gibi doğsun günüme; ay anlattığın haliyle aydınlatsın gecemi.
Hikmetinden öteye varmasın fikriyatım,
Senin için sana çıktığım yolda beni bendeki senle buluştur.
Rab!
Benliğimin devrimlerinde ruhum, fikrim, dilim, örselense de,
Tek sabitliğimi hakikatın kıl..

Dünya Zemini - 2


Varışlarımdan - 3

Gebe kalışlarım sonrası...
Deryaları görmeyi umduğun yüzler mevcutlarınla yargılarken seni hala yaşayabiliyor olmak insan olmanın en büyük kanıtı olsa gerek..
Kavrayamadığım gerçeklikler var ve kavrayacağıma dair umudumu yitirdiğim.
Her şeyi iteleyip yaşamsal düzlemden kalanla ilgilenmek istediğimde anlar ve paylaşımların insanla kesiştiği kümelere varıyorum. 
Durum bu kadar netken, neden bütün zaman dilimleri içinde kabul görmüş olduğumuz kuralların ucunda savruluyoruz ki?
Farklı olduğumuzu iddia ettiğimiz her cümle, her ruhaliyet, her sıçrama aslında bir türlü varamadığımız hayallerin bıraktığı sancıların orgazmı gibi.
Belki de hiç farklı olmadık, belki de farklı olmak ruhlar evrilirken cesareti de irileştirmekle mümkündü. 
Korkaklık sabitliği öğretirken ve yaşatırken herkes gibi, cesaret usulca terk etti yuvasını. 
Ve biz kalakaldık yaşamın olabildiğince sıradan çerçevesi içinde.
Oysa dışarıdan bakılınca olağandışı görünmeyen, sosyal konumu perçinleyen hayatlarımız vardı. 
Bizse aykırılık serüvenimizi devam ettirmek adına elit cemiyetlerde ruhsal boşalımlar yaşayarak kendine yolculuk ilkesine defalarca tecavüz edip, 
narsist ruhlarımızı beslemiş olduk. Ve korkarım bu iğrenç kendini kandırmaca seansları soluk can verdikçe bedene devam edecek.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Budalayız.
Mevcutla sözde ilkelerimiz arasındaki can cekişmeyi farklılık sanan budalalarız her birimiz.
Eylemsizlik düzleminde sürdüregeldiğimiz hayatlarımızı ütopyalarımızda taçlandıran şaşkınlarız.
Yalnızlığımız farklılığımızdan değil, savrulmamızdan kaynaklı idi hep.
Belki hep bildik hastalığımızı belki de bilmeden sandık olduk olası.
Acı çekiyorum, bu sefer gerçekten sahici bir sancı ile örülü ruhum.
İnandığım her şey inandığım kendim yerle yeksan oldu fark ettiklerimle.
Ve olduğum tam bu noktada nefes almak gittikçe güçleşiyor.
Yaşamı sindirmek bir hayli zor.
Ölümü yaşamdan farksız kılan bir yolda epeyce yol almış durumdayım yani..
Boğulmayı bilir misin?
Peyder pey bir algısızlık çöker üzerine, önce çırpınır sonra vazgeçersin sona direnmenin faydasızlığını anladığında.
Beyin uğultularla örülür, zihin bulanıklığını zirvede yaşarsın o vakit.
Uğultuların ebedi sessizliğine bedellenmiş gibiyim,
Hareketsiz ve razıyım…

SERZENİŞLER - 1

Ne yapmalı?
Kendi kendine ürettiğin aptalca avuntularla durdugun yere hayranlıkla bakmalı mı,
Yoksa susup yolun akışını mı izlemeli !,

Tanımadıgın sularda bogulacagını bile bile,
Atlamalı mı korkusuzca,
Bilmediğin bir tat adına o her zaman aldıgın haksız lezzeti mi feda etmeli!

Yok!
Olmayan ya da evrenin varolsundan bu yana hep olmus o "şey" e ,
Yaklaştıkça örttüklerini, sustuklarını saçmış olan...
Teslim olmak!

Bir hiçe ait olmaya devam mı etmeli,
Herkes gibi olamaya mı talip olmalı

Dilini uzanabileceği yere kadar uzatıp ,
Yalan bir söyleyişle mi varolmalı,
Suskuyu baştan inşa ederken,yokoluşun evrensel huzuruna mı kapılmalı!

Yoksa!
Yaşadıklarına ,
Yakıştığın mutlu sona,
Kendine,
Ve ona
Kocaman bir ilmek atıp ,
Aldığın uzun yolda arkandan usul usul sökülmesine izin mi vermeli!

Arkandaki aynadan dostları mı selamlamalı,
Dostalarla yer değiştirip aynayla baş başamı kalmalı!

Midende biriken zehire panzehir üretmeye devam mı etmeli!
Kusmalı mı utanmadan!

Bildiğin halde söylemeye cesaret bulamamalı mı,
Söylediğini bilmeyenlerden mi olmalı!

Duyduğun haklı utanca layık mı olmaya calısmalı,
Kirlendiğin halde çıplak mı kalmalı!

Tek bir tene ait olduğunu bile bile ,
Milyonlarca tende iz mi bırakmalı...

Uzun uzun sohbetler duruken,
Tekbir cumleye mi hapsetmeli sebepleri...

Birgün herşey biterse,
Saydığım adımlarım hiç mi olur karmaşası içindeyken,
Ki !
Kendine kendinle hükmedecekken,
Sınır tanımayan bir boşluğa belki de sığabilmek üzereyken...
"O" var mı demeli!

DÖNGÜ..

“Senin sonun yok,
  Başladığın yer bitirdiğin yere yabancı olmayacak..”
  Sahilin yosunlarla karışmış nahoş kokusuna rağmen denizin dinginliğine emanetti algım. Yanımdaki   adamla sessiz salınımlar yaşarken, tarifleyemediğim heyecanımı bastırmak için elim, ayağım ve bütün bedenimle savaş halinde idim.
Ruhun o ilk yolculuğu, ilk telaşesi kısmi bir sarhoşluk hali yaratmıştı bende. Kıvamlandıkça kendmimin yoksulu olmaya başlayacağımı o zamanlar kim bilebilirdi ki..
   Düşünsel ve içsel bütünleşmemein ilk anlarıydı onla paylaştığım. Kırmızı montum içinde üşüyen bedenim ve soğuktan değil ahenkten titreyen dudaklarım ömrüm boyunca o anı silinmez kılacak kancayı atıyordu zihnime.
   Yola çıkmaya tam anlamıyla hazır birine neden söylensindi ki sonu görülmeyecek bir ufka gebe oluşu..
    Kim bilebilirdi oysa yolların geçilme sıklığı sona faydasızdı.
“ Geçtiğin yerlerden defalarca geçmişken seninle korkup, seninle heyecan duyamam,
   Apansız yeşeren bir kardelenken sen, beyazlığına gölge olamam..”
   Evrenin karanlığına ve kirlenmişliğine merhaba dememin üzerinden birkaç zaman geçmiş olmalıydı; Hissiz, alışmış ve ivmesi sansürlenmiş halde idim. Ruhun sadakati çekip almıştı kendini kağıt aklığından.
    Yaşam ve kendim sarmalı yalan bir düzlemi karşılar gibiydi. Kendine seyyahlığın ilk tohumlarını serperken usul usul içime, pusulamın ilk hedefi sonum var benim isyanına kilitlenmiş ve kendi devrimime soyunmuştum.
“Bir güzel yunus ikircikli..”
   Yükü boşaltmak için durduğum durakların biriydi. Nasıl bilebilirdim omuzlarıma çökecek bir ömürlük sızıyı sırtlanıp ilerleyeceğimi..
   Şizofreni bir hayat başlamıştı benim için..
   Olduğum ve gördüğüm düzlemdeki canbazdım artık.
Deliliğe ramak kalmışken bir fisebilillah dokunuverdi avuçlarıma.
Susabiliyor olmamın derinliğide yoğurdum benliğimi, zor ve ağırdı.
Hayatımın sanı evresi başlamıştı artık.
Nereden başladığıma dair en ufak bir fikrimin olmadığı zamanlara ulaşıyor gibiydim.
İlişkilendirdikçe bakıpta görebildiklerimi örümcek ağlarına yakınsayan bir ruha evriliyordum.
“Sevişmeliyiz Ofe..”
Ruhun arınmış odalarından kadınlığa aydınlanan pencere.
Tenin yumuşaklığında mahrem duygulara yolculuk zamanı idi.
Şaşkın ve kırıktım.
Aşk ve seksi birbirine sindirememiş, kirletilmiş duygularımla bozguna uğratılmış ve yenilmiştim.
Belki de suç ruhuyla sevişemediiklerimi bedenimde öldürmekteydi.
Üzerime yapışan en ironik hal olmalıydı bu.
Dışında isteyen, içerde arayan bir kadındım.
Rüzgarın savurduğu tabiat kadar özgürken, ağrılarım neden daha ağır, yüküm neden katlanılamaz halde idi.
Aradığım, bulduğum ve bulamadıklarım üçgeninde kıvranırken sonun bilmecesi hayat bulmuştu zihnimde.
Apansız anlamın gizine tutkulanmış, avuçları temiz, yüreği umut dolu olanı hatırladım.
Ne yitmiş, ne artmıştım…
   

Eternity And A Day..

Sana söylemek istediklerim seninle susmak istediklerimden fazlaydı oysa.
Mevcudiyetindeki ayarsız çokluk sözleri suskuya terk eylerken; aşkın kaçınılmaz kontrolsüzlüğü ile sevişir halde idim. Yani kendimi sende salmakla, kendimde dizginlemek arası orjinsiz bir çemberin şaşkınlığı ile meşgulüm.
Gördüğüm mavilik sen misin?
Eğer sensen üzerinde çökmüş bu sis neden?
Bir yüz uzaklığındasın ama dönüp bakmaya korkuyorum..
Bu korku yeni değil aslında, içimdeki ilk salınımın apansız mutluluğun ve zifiri karanlığın tanımlarını yapmıştı.
Yeni olan içindeki aynada cismimi görmekte zorlaştıran kırıklar..
                Tenimdeki rüzgar sen misin?
                Eğer sensen içimin sessizliği neden?
Sevgili!
Çölde suya hasret iki ademoğlu değil miydik?
Ruhu bedene hapseden çemberin dışında aynılaşan biz değil miydik?
Dünyaca kısa bizce uzun uzak yolların sonunda özün en mahrem odalarına sızmadık mı beraber?
Yazgıya meydan okuyan, yalnızca bize helal bir şarabın sarhoşuydum oysa.
Renkleri sıraladığım çarkın en kuytu yerinde durma ne olur!
                Yanımda titreyen adam sen misin?
                Eğer sensen bana ötekileşmiş bu avuçlar kimin?
Yalnızdım ben , çok yalnız..
Bazen çaresizlikten, bazen gereğinden ama yalnızdım.
Bana gelişin bu kabullenilmiş bir başınalığın sonuydu oysa.
Kendime yeniden gülümseyişim, denizin maviliği, ağacın yeşili, güneşin sarılığı idi.
Yeniden bilmekti, yeniden ve kendinde.
Geçtiğim yolların sahibi, amacı ve en varılası noktasıydın.
Yani mutluydum Sevgili..
Varlığın puzzleın son parçası gibi ahengi üflerken ruhuma bedenimi ruhumdan ayrıklaştıran nedir?
Bilmezmiş gibi adanmışlığımı neden gecesin, neden kayıp..

Moonlight Sonata..

O kış diğer kışlardan daha bir sertti sanki.
Deli gibi bir yağmurun bağrında çamura bulanmış bir karanlığın derinliğine salmıştı kendini adam..
Biraz yorgun, biraz hüzünlü baya özlemiş bir halde idi.
Emsal zamanların aksine yüzü duygularına muhalif mimiksizdi.
Leş gibi olmuş ayaklarıyla yararken geceyi yıkılmış bedeninde kırılmış bir ruhu ağırlamaya çalışıyordu.
Toprağın kokusuyla sevişirken ciğerleri, en büyük çaresizliği olan kendisi gerçeği bir kez daha evrildi
Zihninde.
Kendisi ile olan meşguliyetini sonlandıramamış bir adamdı.
Kış bitimi bahar başlangıcı olmadı idi.
Yağmur soğuk yağıyordu.
Üstündeki ince uzun pardesü ve saçı sakalından görünmeyen kemikli yüzü ile seyyahları andırıyordu.
Sonunu getiremediği sigaralar grimsi bir dumanla perdelerken gözlerini, kahrı bedeninde
Yankılanıyordu.
En netler dahi bulanmışken; koca bir yağmur damlası zihnini delercesine yapıştı alnına.
Olduğu yeri yadırgarcasına, kocaman olmuş göz bebekleri ile algısını silkeledi.
Bu sert geçiş anımsattı serkeşliğini..
Eskiz ah Eskiz..
Seni öyle içimden söküp atamam.
Esirgemedim hiçbir şeyi senden.
Kayalıkta bitmiş bir ağaç gibiyim; yanlış yerde yanlış zamanda büyümüşüm.
Varlığın ruhumu örseleyip, beni yerden yere vururken gülemem.
Gülüşümden beslenen temiz ruhları doyuramam, günahsız oldukları halde aç kalırlar..
Seni apansız ve umarsızca severken mutsuzluğa atma beni.
İşte bu yüzden, en çok bu yüzden bakacaksan eğer gözlerime göm geçmişinin lanetlerini yerin dibine!
Ardından sıyrıl!
Doğmak üzere olan güneşin ışıklarına teslim et kendini!
Ben boşlukta süzülenim ve bırak süzülelim boşlukta..
Ne sen kalsın ne ben!
Karışsın atomlarımız, yeni bir varlık olalım.
(Eskiz)
Büyüdükçe ağırlaşan ağrılarım var benim.
Epeyce bir zaman idare ettik; kendim ve insanlar.
Yolumdan memnun, yolunda emniyetli gezdi ayaklarım evreni.
Yolunda gibi görünen bir yalnızlığın içinde hala kaçmak isteyen bir ruhun dizginiydi oysa bedenim!
Ki sen tariflerin elini diline dolaştıran adam!
Var oluşunun nesnelerini rahatsız ettim.
Bilerek ya da bilmeyerek olması değildi mühim olan, olması idi..
Ve kendimden çıkardın beni, soluğumu tıkamış olan yaşanmışlık yumağı çıkıverdi boğazımdan.
Sınırları saçlarımda başlayıp, ayak tırnaklarımda biten dünya büyüdü gözlerimde.
Utandı ruhum!
Yok oluşun bile beslerken beni, bir et yığını gibi yüreğine çöküşümü izledim sonra.
Sustum!
Ama bu sefer ki başka, çaresizlikten öte bir susku.
Kelimeleri bir ipe dizebilmek için çok mücadele verdim.
Ancak bil ki şarkı söylemek isterken yüzü kızarıp arkası dönen bir çocuk edasıyla ses veriyorum
titremeden duramayan soluğuma..
İşte bu yüzden ömür boyu ol’da kalacağım üç şey veriyorum sana:
Bu tuttuğum yontulmaktan ufalanmış kurşun kalem acıyla büyümüş benliğim benim. Öğütüldükçe
perçinlenmiş geçmişim ve gizim..
Ki sen de bıraktığım izim.
Dikenlerinden arınamamış bu beyaz gül; benim hiçliğim. Renklerin bulanmasından aklaşmış, her
şeyken, hepken hiçliğe terfi etmiş, yalnızlığı özgürlüğe katık etmiş bir soluk uzaklığında aşka gebe
masumiyetim
Avuçlarında toprakla buluşmaya hasret; yokluğunda bile hayat bulacak olan bir armut ağacı tohumu
taşıyorsun.
İşte o dallarıyla saracak bedenini. Her mevsim kuruyup yeşerirken hayata aşkın ve acının ironik hissini
yaşatacak sana.
Bir gömüleceğim toprağına; bir yeşereceğim tarlalarına.
Sen!
İçime kazdığım kuyusun,
Seslendikçe daha fazla dönüyorsun,
Burada bıraktığın bir evren,
Sensiz seni anlattı onlara.
Bildim bildiklerini,
Gördüm gördüklerini,
Yürüdüm yürüdüklerine,
Bil ki gerçeğinde kaybettim varoluşu!
Üşüdüğünü hissetti adam.
Elinde yanan sigarayı fark edip günlerdir içmemişçesine bir nefes çekti içine.
Tüm olanlardan arınırcasına olduğu yerde bedenini örten ne varsa sıyırdı attı.
Ölümle hayat arası o nefes, algısında çakan şimşek, alnından başlayıp kasıklarına kadar süzülen
yağmur peyder pey kavuşturdu kendini kendine.
Tüm varlığı ile isyanda oluşunu, şah damarları derisini yırtarcasına haykırıyordu gök yüzüne.
Yoğun çamur yerle yeksan bacaklarını yok ederken; nefesini dahi yere seriyordu adam.
Secde de uzanıyordu çamura.
Tüm fizik kurallarına inat kütleden muaf halde yalnızca boşlukta süzülendi oysa…


Dünya Zemini - 1

Ötekileşerek ve iştahla ötekileştirerek samimiyetimizi delip geçen mesafeler ve haliyle sebepsiz ölümler ve eli kanlı dünya düzeni kralları...
Velhasıl krallar hep zalimdi, ölenler (canı bir hayvan kadar değerli olamayan ademoğlu) hep mazlum kaldı..
Düşününce ağır geliyor lakin gerçek şu ki:
Oysa insanlığımız oysa ortak paydamızdı!!!

Varışlarımdan - 2


Rab!
Tutupta en ince yerinden nasılda imtihan ediyorsun ademi.
Verdiğine şükretmekle, diyetine isyansız sabrında yakıyorsun.
Hani bir nefesti oysa çekmeye sevdalığım.
Kimselerce haram içimce sonuna kadar helal çeşmelerdi vuslatlarım.

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan!
Çıkarıp çıkarıp ta benliği zirvelere nasılda çalıyorsun hiçe..
İçinden çıkamadığım içime sığdıramadığım ne varsa heybemde şimdi.
Ne bir eksik ne bir fazla.

ESHTER..

Bir damla düştü;
Koca bir çınarın rüzgarın bağrına tutunmuş son yeşiline..
Ağırlığınca meydan okurken;
Anımsadi yolları!
Tabiatınca sürekli giden,
Sise boğan geçmişi..
Ve köklenişini diplerinde kör düğümlerin..
Ne kaybetti ne özledi.
Dinledi usul usul yalnızlığı..
Aynılığın algısızlaştırmasına inat,
Kuru dallardan güneşe gülümseyen rengi farketti.
Yalnızlık ve "ben"..
Ne kadar iç içeydi oysa.
O ironik duygu harmanıyla büyülendi sonra,
Hissizliği kavraladı kıvırmları..
İlk defa arındı bağlarından,
Özelini genele zincirlemiş herşeyden..
Herkeste ölüp, hiçliğe doğmaktı bu.
Aydınlığa soyunup;
Korkunun ta kendisi olmaktı..
Bütünü arzulamaksızın bölünmekti parça parça,
Ve yolun sonunda kendine varmaktı..
Şimdi köklerine sızarken inceden bir hayat,
Yokluktaki varlık; varlıktaki sonsuzdu artık..

AŞK..

Bir yolda olma halidir aşk..
Çıkışları varışlarında biten.

Herşey varken ve mevcutken,
Kıblesi Elif olan bir yörüngede yitebilmektir aşk.

Hiçliği iliklerinde işlerken,
Bir ananın rahminde hayat bulmuş bir damla sudur...

Okumaktır aşk.
Denizin mavisini, ağacın yeşilini,tabiatın dilini;
Ki çoğu zaman meydan okumaktır aşk.

Yanmayı bilmeyen bedenlerde konaklarken,
Sonsuz kor haline razı olabilmektir...

Görebildiklerin baktıklarını geride bırakırken,
Sözün asla bitmeyeceği yere talip olabilmektir aşk.

Rutin hazlardan, alışılagelmiş sevinçlerden geçip,
Kendine göçen bir garip seyyah olabilmektir.

En leylim gecelerde ölebilip,
Yeni güne yanmaya hazır olda selam verebilmektir aşk.

Çileyi pelesenk etmiş bir ömrü yaşarken,
Tadı ve rengi asla aynı olmayacak devinimlerin adıdır.

Bir yolda olma halidir aşk,
Yolu,yolcusu, hancısı aynı olan..

Varışlarımdan - 1

Akıl,kalp,vicdan zeminini yormadan ve sancıtmadan uğramış her fikir ya dogmadır ya da evlat edinilmiş bir yabancıdır.
İnsan herşeye sahipken açar gözlerini, eksilir hiç olur ve tekrar artmaya başlar.
Bu sarp yokuş her kimsede farklı yolları adreslese de yaklaştırdığı kapı aynıdır.
Tümden gelip tüme vardıran bu sürecin nesnesi de öznesi de Ademdir.
O yüzdendir yolun kıymetini bilenlerin varmaktan öte yolda olmaya adanmış oluşu...

Hakkımda..

       

Bütün hikayem, tanımların hayatı olmadık yerlerinden budadığını fark etmemle başladığı için kim oluşumun ne önemi var, herkes gibi yaratılmış bir Adem'im diyerek minnacık bir girizgah yapmak isterim..