DÖNGÜ..
“Senin sonun yok,
Başladığın yer bitirdiğin yere yabancı
olmayacak..”
Sahilin yosunlarla karışmış nahoş kokusuna
rağmen denizin dinginliğine emanetti algım. Yanımdaki adamla sessiz salınımlar yaşarken,
tarifleyemediğim heyecanımı bastırmak için elim, ayağım ve bütün bedenimle savaş halinde idim.
Ruhun o ilk
yolculuğu, ilk telaşesi kısmi bir sarhoşluk hali yaratmıştı bende.
Kıvamlandıkça kendmimin yoksulu olmaya başlayacağımı o zamanlar kim bilebilirdi
ki..
Düşünsel ve içsel bütünleşmemein ilk
anlarıydı onla paylaştığım. Kırmızı montum içinde üşüyen bedenim ve soğuktan
değil ahenkten titreyen dudaklarım ömrüm boyunca o anı silinmez kılacak kancayı
atıyordu zihnime.
Yola çıkmaya tam anlamıyla hazır birine
neden söylensindi ki sonu görülmeyecek bir ufka gebe oluşu..
Kim bilebilirdi oysa yolların geçilme
sıklığı sona faydasızdı.
“ Geçtiğin yerlerden
defalarca geçmişken seninle korkup, seninle heyecan duyamam,
Apansız yeşeren bir kardelenken sen,
beyazlığına gölge olamam..”
Evrenin karanlığına ve kirlenmişliğine
merhaba dememin üzerinden birkaç zaman geçmiş olmalıydı; Hissiz, alışmış ve
ivmesi sansürlenmiş halde idim. Ruhun sadakati çekip almıştı kendini kağıt
aklığından.
Yaşam ve kendim sarmalı yalan bir düzlemi karşılar gibiydi.
Kendine seyyahlığın ilk tohumlarını serperken usul usul içime, pusulamın ilk hedefi
sonum var benim isyanına kilitlenmiş ve kendi devrimime soyunmuştum.
“Bir güzel yunus
ikircikli..”
Yükü boşaltmak için durduğum durakların
biriydi. Nasıl bilebilirdim omuzlarıma çökecek bir ömürlük sızıyı sırtlanıp
ilerleyeceğimi..
Şizofreni bir hayat başlamıştı benim için..
Olduğum ve gördüğüm düzlemdeki canbazdım
artık.
Deliliğe ramak
kalmışken bir fisebilillah dokunuverdi avuçlarıma.
Susabiliyor olmamın
derinliğide yoğurdum benliğimi, zor ve ağırdı.
Hayatımın sanı evresi
başlamıştı artık.
Nereden başladığıma
dair en ufak bir fikrimin olmadığı zamanlara ulaşıyor gibiydim.
İlişkilendirdikçe
bakıpta görebildiklerimi örümcek ağlarına yakınsayan bir ruha evriliyordum.
“Sevişmeliyiz Ofe..”
Ruhun arınmış
odalarından kadınlığa aydınlanan pencere.
Tenin yumuşaklığında
mahrem duygulara yolculuk zamanı idi.
Şaşkın ve kırıktım.
Aşk ve seksi birbirine sindirememiş,
kirletilmiş duygularımla bozguna uğratılmış ve yenilmiştim.
Belki de suç ruhuyla
sevişemediiklerimi bedenimde öldürmekteydi.
Üzerime yapışan en
ironik hal olmalıydı bu.
Dışında isteyen,
içerde arayan bir kadındım.
Rüzgarın savurduğu
tabiat kadar özgürken, ağrılarım neden daha ağır, yüküm neden katlanılamaz
halde idi.
Aradığım, bulduğum ve
bulamadıklarım üçgeninde kıvranırken sonun bilmecesi hayat bulmuştu zihnimde.
Apansız anlamın
gizine tutkulanmış, avuçları temiz, yüreği umut dolu olanı hatırladım.
Ne yitmiş, ne
artmıştım…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder