Eternity And A Day..
Sana
söylemek istediklerim seninle susmak istediklerimden fazlaydı oysa.
Mevcudiyetindeki
ayarsız çokluk sözleri suskuya terk eylerken; aşkın kaçınılmaz kontrolsüzlüğü
ile sevişir halde idim. Yani kendimi sende salmakla, kendimde dizginlemek arası
orjinsiz bir çemberin şaşkınlığı ile meşgulüm.
Gördüğüm
mavilik sen misin?
Eğer
sensen üzerinde çökmüş bu sis neden?
Bir yüz
uzaklığındasın ama dönüp bakmaya korkuyorum..
Bu korku yeni değil
aslında, içimdeki ilk salınımın apansız mutluluğun ve zifiri karanlığın
tanımlarını yapmıştı.
Yeni olan içindeki
aynada cismimi görmekte zorlaştıran kırıklar..
Tenimdeki rüzgar sen misin?
Eğer sensen içimin sessizliği
neden?
Sevgili!
Çölde suya hasret iki
ademoğlu değil miydik?
Ruhu bedene hapseden
çemberin dışında aynılaşan biz değil miydik?
Dünyaca kısa bizce
uzun uzak yolların sonunda özün en mahrem odalarına sızmadık mı beraber?
Yazgıya meydan
okuyan, yalnızca bize helal bir şarabın sarhoşuydum oysa.
Renkleri sıraladığım
çarkın en kuytu yerinde durma ne olur!
Yanımda titreyen adam sen misin?
Eğer sensen bana ötekileşmiş bu
avuçlar kimin?
Yalnızdım ben , çok
yalnız..
Bazen çaresizlikten,
bazen gereğinden ama yalnızdım.
Bana gelişin bu
kabullenilmiş bir başınalığın sonuydu oysa.
Kendime yeniden
gülümseyişim, denizin maviliği, ağacın yeşili, güneşin sarılığı idi.
Yeniden bilmekti,
yeniden ve kendinde.
Geçtiğim yolların
sahibi, amacı ve en varılası noktasıydın.
Yani mutluydum
Sevgili..
Varlığın puzzleın son
parçası gibi ahengi üflerken ruhuma bedenimi ruhumdan ayrıklaştıran nedir?
Bilmezmiş gibi
adanmışlığımı neden gecesin, neden kayıp..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder