10 Şubat 2017 Cuma

Eternity And A Day..

Sana söylemek istediklerim seninle susmak istediklerimden fazlaydı oysa.
Mevcudiyetindeki ayarsız çokluk sözleri suskuya terk eylerken; aşkın kaçınılmaz kontrolsüzlüğü ile sevişir halde idim. Yani kendimi sende salmakla, kendimde dizginlemek arası orjinsiz bir çemberin şaşkınlığı ile meşgulüm.
Gördüğüm mavilik sen misin?
Eğer sensen üzerinde çökmüş bu sis neden?
Bir yüz uzaklığındasın ama dönüp bakmaya korkuyorum..
Bu korku yeni değil aslında, içimdeki ilk salınımın apansız mutluluğun ve zifiri karanlığın tanımlarını yapmıştı.
Yeni olan içindeki aynada cismimi görmekte zorlaştıran kırıklar..
                Tenimdeki rüzgar sen misin?
                Eğer sensen içimin sessizliği neden?
Sevgili!
Çölde suya hasret iki ademoğlu değil miydik?
Ruhu bedene hapseden çemberin dışında aynılaşan biz değil miydik?
Dünyaca kısa bizce uzun uzak yolların sonunda özün en mahrem odalarına sızmadık mı beraber?
Yazgıya meydan okuyan, yalnızca bize helal bir şarabın sarhoşuydum oysa.
Renkleri sıraladığım çarkın en kuytu yerinde durma ne olur!
                Yanımda titreyen adam sen misin?
                Eğer sensen bana ötekileşmiş bu avuçlar kimin?
Yalnızdım ben , çok yalnız..
Bazen çaresizlikten, bazen gereğinden ama yalnızdım.
Bana gelişin bu kabullenilmiş bir başınalığın sonuydu oysa.
Kendime yeniden gülümseyişim, denizin maviliği, ağacın yeşili, güneşin sarılığı idi.
Yeniden bilmekti, yeniden ve kendinde.
Geçtiğim yolların sahibi, amacı ve en varılası noktasıydın.
Yani mutluydum Sevgili..
Varlığın puzzleın son parçası gibi ahengi üflerken ruhuma bedenimi ruhumdan ayrıklaştıran nedir?
Bilmezmiş gibi adanmışlığımı neden gecesin, neden kayıp..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder