Olsaydın!
Bir ikindi sonrası yürürdük kuzguncuktan modaya..
Hamlet'e yeni bir son yazar, Roma Hukuku konuşurduk.
Sen din bir zırvadır derdin, bense Tanrı varsa Din de olmalıdır derdim.
Sonra susar denize savurduğumuz taşların suda bıraktığı halkaları izlerdik.
Olsaydın..
16 Ağustos 2018 Perşembe
2 Ağustos 2018 Perşembe
Notlar'ım..
Afyon etmeden acıyı yüreğin toprağına gübre yapmak sağlam bir işçiliktir, ustalığı yaşken eğilmeden gelen.
20 Haziran 2018 Çarşamba
Other Child Room..
Ve zihnimdeki son görüntün alışamadığım soluk çehren.
Ne çok yaşamıştık sözlü sözsüz..
Vazgeçmiş gözlerini izlerken,
Işık hızını aşn anılarım, anılarımız,
Yüreğin ve yüreğim arası dikenli menzilde şiddetli bir medcezir!
Toplasan konuşamadıklarımızı bir cümle bile edemeyecekken boğazımdaki kuruluğu yenemiyorum bir türlü.
Şu illet bedenine uğrayalı bugün tam iki yüz doksan yedi gün oldu!!!
Ve ben aslında tam iki yüz doksan yedi gündür ölümle kıran kırana kapışan bir şovalye!
Affet beni Dostum!
Sözümde duramadım.
Soluk soluğa ve ter içindeyim.
Lakin sebep olduğum; ayaklarımın altını dekore eden patinaj izleri..
Ve şimdi ellerimle hafif aralı bıraktığım kapıdan silkerken kendimi dışarı,
Hafsalama hucüm edenler ve hayatla bir başımayım.
Sarı,
Ne açık ne koyu olmayan sarı duvarlı bir hastanenin sondan üçüncü katının en köşesindesin Dostum.
Yüzün, ellerin, var ettiğin ve var olduğun ne varsa nasıl ezberimde ise o da öyle.
Ciğerime dolan o son atmosferle sakladım ve sakındım seni bilmelisin.
Bugün tam tamına iki yüz doksan yedinci gün Dostum.
İki yüz doksan yedi günde;
Seni,
Pervazının sağ köşesindeki çatlamış hastane camını,
Bileğinde süzülen narin damarına çöreklenmiş kelebeği,
Uçuk pembe dudaklarını,
Boynunu sola sola yıkışını son görüşüm..
Hoşçakal...
Ne çok yaşamıştık sözlü sözsüz..
Vazgeçmiş gözlerini izlerken,
Işık hızını aşn anılarım, anılarımız,
Yüreğin ve yüreğim arası dikenli menzilde şiddetli bir medcezir!
Toplasan konuşamadıklarımızı bir cümle bile edemeyecekken boğazımdaki kuruluğu yenemiyorum bir türlü.
Şu illet bedenine uğrayalı bugün tam iki yüz doksan yedi gün oldu!!!
Ve ben aslında tam iki yüz doksan yedi gündür ölümle kıran kırana kapışan bir şovalye!
Affet beni Dostum!
Sözümde duramadım.
Soluk soluğa ve ter içindeyim.
Lakin sebep olduğum; ayaklarımın altını dekore eden patinaj izleri..
Ve şimdi ellerimle hafif aralı bıraktığım kapıdan silkerken kendimi dışarı,
Hafsalama hucüm edenler ve hayatla bir başımayım.
Sarı,
Ne açık ne koyu olmayan sarı duvarlı bir hastanenin sondan üçüncü katının en köşesindesin Dostum.
Yüzün, ellerin, var ettiğin ve var olduğun ne varsa nasıl ezberimde ise o da öyle.
Ciğerime dolan o son atmosferle sakladım ve sakındım seni bilmelisin.
Bugün tam tamına iki yüz doksan yedinci gün Dostum.
İki yüz doksan yedi günde;
Seni,
Pervazının sağ köşesindeki çatlamış hastane camını,
Bileğinde süzülen narin damarına çöreklenmiş kelebeği,
Uçuk pembe dudaklarını,
Boynunu sola sola yıkışını son görüşüm..
Hoşçakal...
17 Haziran 2018 Pazar
10 Mayıs 2018 Perşembe
12 Nisan 2018 Perşembe
Özledim seni…
İnsanlığını, sahici tebessümünü, eksilmeni, artmanı, kır-kumral saçlarını, yüzündeki yaşanmış
çukurları, ellerini ve dahi dumanı parmakların arasında tüten her bir sigaranı..
Kısaca sana dair bildiğin ve bilmediğin çok şeyini özledim.
Gelişin kadar gidişin de güzeldi, belki daha da fazla güzeldi.
Arkaya atarken saçlarını, gözlüğünün başında konumlanışından tut da, hafif sola kayan bıkkın ve de
yorgun adımlarına varana kadar ezberimde!
Gri bir harmoni içinde renkli olduğum için ve belki de daha fazla renklere aşina ve aşık olduğum için
bedel ödediğim, benim için klasikleşmiş bir ömür harbi içerisindeyim.
Aslında bildiğin şeyler işte..
Durum tam da böyleyken seninle uyuttuğum zamanların, kendimi soyunduğum anların önemi daha
da kavranır oldu zihnimde.
Her seferinde kabullendiğimi sansam da;
“Helikopter başka yere gitti ” derken Defne'min gözlerinde yiten heyecan yüreğime atom bombası
misali düşüyorken; engel olamadığım gözyaşlarım, normal olmadığım çağrışımı yaptığında insanlara,
Aslında kabullenmekden ziyade öğrenilmiş bir çaresizlik içinde olduğumu anlıyorum çokça.
Kuşların hep bir havalanışı heyecandan yüreğimi havalandırırken,
Apansız düşünceler dökülüveriyor zihnime.
Değişen güzel değil, güzeli görme kabiliyetimiz.
Bazen de alışageldiklerimizi güzel görmeyecek kadar hor görmemiz.
Tüm bunlar olurken, insanlığın duyduğu ses frekansının dışına çıktığımı hissettiriyor yaşam bana.
Bu şey gibi, karıncanın ayak seslerini duymak, hatta ağır çekimde tenime değen rüzgarına dokunmak
gibi.
Özel ve acıklı...
İşte böyle Can,Dost,İnsan!
Aslında düşündüm de;
En çok da, kitabımdan başımı kaldırdığımda sevgi dolu yüzüne bakmayı özlemişim.
Sevgi ve özlemle…
Hoşça kalasın!
Iste tam da bu noktada , bazen burun deliklerime dolan,
bazen kulaklarimda fisilti olan çoğu zaman
da ayva tüğlerim de rüzgar olan
anlarım ne bir surette ne bir kadehte ne de bir tabloda tüme
varamıyorlar..
Ölüyor muyum oluyor muyum bilmiyorum..
Lakin zaman yitti gitti.
Anlayamadığım , bu kara ve yorgun gözler hala benimle, hala
bana bakıyor ararcasına, iştahla...
Hala insanlar ve yaralar!
İşte!
Tanrının mutlak zaferi; ben on uzeri n kere
bilmiyorum..
24 Ocak 2018 Çarşamba
Boşluğa fısıldarken..
Afyon etmedim ki ben seni hiç.
Düşme diye göz pinarlarimdan kerelerce isirdim dudaklarimi,
Sırf eskime diye unuttu dilim tüm lisanları.
Tek göz yüreğimde adının yankısı döverken kulak zarimi.
Delirmemek için ayı güneşe güneşi aya diktim.
Şişelerin dibinde sızana kadar hasretim,
İçtim yokluğunu.
Gün denen farketmeze uyandim.
Çok katlı betonlar kavlince öderken ucretimi,
Cebimde kuruşlar bileğimde prangayla yol aldım hiç bitmezliğine.
Baktım ölemiyorum,
Kardım kattım metaforlarımı,
Varlığına astığım tüm kutsallarımı,
Çaldım merihin katman katman yüzüne.
Ne mavisi kaldı Denizin
Ne de Güneşin sarı sıcağı..
Düşme diye göz pinarlarimdan kerelerce isirdim dudaklarimi,
Sırf eskime diye unuttu dilim tüm lisanları.
Tek göz yüreğimde adının yankısı döverken kulak zarimi.
Delirmemek için ayı güneşe güneşi aya diktim.
Şişelerin dibinde sızana kadar hasretim,
İçtim yokluğunu.
Gün denen farketmeze uyandim.
Çok katlı betonlar kavlince öderken ucretimi,
Cebimde kuruşlar bileğimde prangayla yol aldım hiç bitmezliğine.
Baktım ölemiyorum,
Kardım kattım metaforlarımı,
Varlığına astığım tüm kutsallarımı,
Çaldım merihin katman katman yüzüne.
Ne mavisi kaldı Denizin
Ne de Güneşin sarı sıcağı..
11 Ocak 2018 Perşembe
Anlamı kalmıyor bazen aldığın günlük kalorinin,
Günlük adım sayının ve dahi vücut balansın için sarfettiğin bir çok şeyin.
Cam kenarından ayıramadığın uçak biletinin,
Enflasyonu aşamamış maaş zammının,
Bedeni tükenmiş o uzun boğazlı harika çizmenin,
Bol limonlu yeşil çaylı detoks suların kalmıyor anlamı.
Anlamı kalmıyor,
Hep de hafta sonuna denk gelen yağmurlu havaların,
Amirinin çektiği azarın,
Hasretini çektiğin bilmem kaç taşlı parmak prangalarının,
Bir kaşık suda kopardığın fırtınaların da.
Kalmıyor anlamı..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
