Zaman.
Soylemiş miydim?
Tanrı gibisin.
Varsın desem tek başına manasızsın.
Yoksun desem yirmi ikisinde kıydığım körpemi çekip alamıyorum elinden.
Inanmak celladın avuclarından su içmektir.
Sen de öylesin.
Umudumu akışında büyütüyorken,
Tüm kutsallarımla beraber zalimliğine biat ediyorum.
Belirli belirsiz gözlerimin önünden geçen anlarla tarafınca mutemadıyyen sınanırken ben,
Kerelerce duyularıma nefsi mudafaa yaptıran bazı tercihler, bazı sözler, bazı yüzler..
Ne diyeyim bilemedim.
Hepsi iyi güzelde kokularla vurma beni.
Başa çıkamadığım, başaramadığım yumuşak karnım.
Bazen çocuklugum, bazen yalnızlıgım, bazen öksüzlüğüm, bazen uzaklığım, bazen kadınlığım, bazen kavrayışlarım, bazen sessizliğim, bazen kıyametim.
Diye uzayıp gider öyle.
Kokular katilim ve de maktülüm.
Yine de varlığımın ağdalı tarafı, iyi ki varsınız.
Şimdi ben yine hayatımın en karmaşık bütünlüğüne vardığım o dönemeçte.
Tam tamına on iki sene önce yüreğimden göçmen kuşlar ugurlayan pedalları, yolları, ve yüzüme savrulup duran bozkırın tozu dumanı ile olduğum yere bir kırık dökük kadın bıraktım.
Hoşçakal.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder